Asırlar Boyunca Hadisler Nasıl Korundu? Delilleri Nelerdir?

Hadisler, Peygamber Efendimiz (s.a.v) vefat etmeden önce yazılmaya başlanmıştır fakat herkes tarafından değil Efendimiz (s.a.v)’in bizzat seçtiği kişiler tarafından yazılıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v)  bir dönem ashabın ayetler ile karıştırmasından endişe ederek hadislerin yazılmasına müsaade etmemiştir fakat bu dönemde bile Efendimiz (s.a.v)’in izin verdiği ve hadisleri yazan kişiler mevcuttu. Hadisler daha sonrasında Ömer B. Abdülaziz döneminde toplanmıştır.

1400 yıl boyunca hadisler bozulmadan bugüne kadar gelmiştir. Bunun en büyük delili ashabın hadisleri hep yazmasıdır. Alimler tarafından da bilinen Sahife-i Sadıka ise hadis ilminde meşhurdur. Birçok sahabe efendimizden duyduklarını yazmıştır. Bilhassa Abdullah İbni Amr İbni As (r.a), Peygamber Efendimiz’ (s.a.v) den pek çok hadisi şerif yazmıştır ve bütün hadislerini de Sahife-i Sadıka adlı mecmuada toplamıştır. Kendisi Efendimiz (s.a.v)’in ağzından çıkan her hadisi yazıyor, kendisine bir soru sorulduğu zaman bu mecmuadan cevap veriyordu. En çok hadis rivayet eden, sahih hadislerin membaı olan Ebu Hureyre, Abdullah İbni Amr İbni As (r.a) hakkında şöyle demiştir: “Allah Rasulü’nün hadislerini benden çok ezberleyen ve rivayet eden olmamıştır fakat Abdullah benden daha çok ezberlemiştir. Çünkü o yazıyordu.”

Bir gün Ebu Hureyre (r.a) ve Abdullah b. Amr İbni As (r.a) Efendimiz (s.a.v)’in hadislerini yazıyorlardı ve görenlerden bazıları itiraz ettiler: “Siz Efendimiz’in dediği her şeyi yazıyorsunuz, O da bir insandır, öfkelenebilir yanlış bir şeyler söyleyebilir” dediler. Ebu Hureyre hemen Efendimiz(s.a.v)‘in yanına giderek durumu bildirdi ve Ey Allah’ın Resulü hadisler hakkında bu şekilde söylüyorlar dedi. Efendimiz ise: Yaz, benim ağzımdan haktan başka hiçbir şey çıkmaz demiştir.

Hadisler Peygamber Efendimiz (s.a.v)  vefat etmeden de yazıldığı için Efendimiz (s.a.v)  tarafından teyit edilmiştir. Bunun en güzel örneği Enes Bin Malik’tir. Enes (r.a.) çok hadis rivayet edenlerin arasında yer alır ve Müksirûn denilen yedi kişiden biridir. Hz. Enes diyor ki: “Ben Resulullah’tan gündüzleri hadis yazar, geceleri tashih etmesi için ona okurdum.”

Yani, Peygamberimiz (s.a.v)  onun yazdıklarını düzeltiyor ve hadislerin bozulmasına engel oluyordu. Ondan sonra hadis ilminde öğrencilerin öğrendiği hadisleri hocalara götürüp okuması, arz etmesi söz konusu olmuştur. Öğrenci yazdığını, ezberlediğini hocanın önünde okur, hoca onu kontrol eder ve hadis ilminde derecesini buna göre yükseltirdi.

Hadislerin korunmuş olmasının delillerinin en önemlilerinden diğeri de hadis usulü ilminde derinlemesine yer almaktadır. Hadislerin sahih kabul edilmesi için birçok şart vardır, ilmi yönden tetkik edilmiştir, hadis alimleri tarafından bir silsile ile bugüne kadar gelmiştir. Bugün bizler tarihe güveniyoruz mesela İstanbul’un fethinin tarihi, yapılan bir takım savaşların tarihi hakkında hem fikiriz fakat buna rağmen tarih kitapları hadisler kadar önemli sahih bir isim silsilesine sahip değildir, hadisler kadar Allah tarafından korunmamıştır, hadis ilminde olduğu gibi şartlar mevcut değildir.

İnsanlar tarih gibi daha birçok meselede alanında uzman olanların görüşlerine güvenirken sünnet ve hadis söz konusu olunca alanında uzman olan, bizzat Efendimiz(s.a.v)‘in söylediği sahih hadisleri yazmak için ömrünü adayan âlimlerimizin uzmanlığına bugün güvenmekte zorlanıyor ve şüpheye düşüyorlar. Hadis demek din demektir, bugün öğrenciler matematik fizik ve daha birçok beşerî ilim dallarında hocalarına güveniyorlar ders alıyorlar. Bir doktor hastasına kendisini ameliyat etmesi gerektiğini, kalbini ve organlarını açacağını söylediği zaman hasta itiraz ve şikâyet etmeden teslim olarak işi uzmanına bırakıyor, güveniyor. Böyle konularda insanlar uzmanlara ve işin ehline güvenirken, yaptıkları acaba yanlış mı, doktor uygulayacağı bu yöntemi iyi öğrenmiş mi veya nereden öğrenmiş demeden güvenirken mesele hadis ilmine gelince bu güven kayboluyor ve insanların akıllarına şüpheler düşüyor.

Allah Azze ve Celle, Kur’an’ı koruyacağına söz vermiştir ve korumuştur fakat bir kimse size Kur’an’ın da aslında bir insan tarafından yazıldığını, korunacağına dair ayeti de Kur’an’a güvenmeleri için eklediğini söylese inanır mısınız? Eğer ki Kur’an’ı tam manasıyla okumamış, Allah katından olduğuna dair Kur’an’da geçen ayetleri ve Kur’an hakkında belirli bir ilme sahip olmayan kimseler buna inanacaklardır. Hadisler de bu duruma benzer. Hadislerin bugüne kadar korunmuş olduğuna inanmak için hadis ilmi bilmek gerekir.

Aynı zamanda Allah, Kur’an’ı koruyacağına dair söz vermekle aslında hadisleri de koruyacağına dair söz vermiş olmaktadır. Allah Azze ve Celle nasıl ki hak olan kitabını korumuşsa, kitabını açıklayan yol gösterici olan Resulünün sünnetini de korumuştur. Bu muhakkaktır. Hadisler olmadan Kur’an’ı anlamak mümkün değildir.

Örnek ise:

Bakara, 183: “Ey iman edenler! Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sakınasınız diye sizin üzerinize de sayılı günlerde oruç yazıldı.”

Bakara, 43: “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.”

Ayetlerde namazdan, oruçtan ve zekâttan bahsedilmekte fakat günleri sayıları nasıl olması gerektiği tam manası ile anlatılmamaktadır. Bizler hükmü Kur’an’dan uygulanışını ise hadislerden alırız. Allah Azze ve Celle ise elbette hükmünün açıklamasını manasını korumuştur. Kur’an’ı koruyacağız ayetinden Kur’an’ı anlamak için gerekli olan hadisleri de koruyacağız demektir. Bu hadislerin bugüne kadar korunduğunun delillerinden biridir.

Hadislerin korunmadığına inanan kimse sahabeye, sahabeden sonraki gelen nesillere; tabiuna etbetut ve tebeut tabiuna güvenmiyor demektir. Hadis ilminde üstad olanlar İmam Buhari, İmam Müslim’dir çünkü hadisleri ashab ve tabiun kaynaklıdır. Hadislerin aktarımındaki isim silsilesinde tanımadıkları ya da sözüne güvenmedikleri kimse mevcut değildir. Hadis silsilesine örnek; Ebu Bekir (r.a)’dan oda Enes B. Malikten, o da Cafer Bin Ebi Talib’ten o da Efendimiz(s.a.v)‘den rivayet etmiştir. Sahih hadislerin sonucu mutlaka Allah Resulünden bizzat duyan kişiye ve Allah Resulüne bağlıdır. Hadislerin günümüze kadar geldiğine güvenemeyen kimse aslında bu silsileye güvenmiyordur ki hadis silsilesinde ashab, tabiun vardır. Fakat şu önemli bir noktadır: Bu hadisleri bizlere ulaştıran silsilede bulunanlar bizzat Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini de bizlere ulaştıranlar, toplayanlardır. Hadislere güvenmeyen Kur’an’a da güvenemez o halde çünkü taşıyıcılar ve ulaştıranlar aynı kişilerdir.

Hadislerin içine zamanla uydurma hadisler de eklenmiştir fakat sahih olanlar Kütüb-i Sitte ve Kütüb-i Tis’a da mevcuttur. Buna binaen hadis denilen her şey Kur’an Kerimin ayetleri gibi birebir korunmuş değildir fakat Kur’an’ı anlayabilmemiz için, Rasulullah’ın nasihatleri için Allah sahih olan binlerce hadisi korumuştur.

Hadisler bizi bağlayıcıdır, hayatımızı etkiler çünkü Allah azze ve celle Kur’an’ı Kerim’de Nisa Suresi 80.ayette bizlere Rasulullah’a itaatin Allah’a itaat olduğunu söylemektedir.

“Kim Resûl’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (bilsin ki), biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.”

Bugün Müslümanların akıllarına hadisler hakkında şüphe tohumları ekerek aslında Kur’an’a saldırmak istiyorlar. Çünkü hadislere güvenin kalmaması sünnetin, Peygamberin hadislerin açıkladığı pek çok hükmün ortadan kaldırılması demektir. Hadis hakkında şüpheler müsteşriklerin bir oyunu olmakla beraber Müslümanların bunları bilip Kur’an’a ve sünnete sarılması gerekmektedir.

Efendimiz (s.a.v) veda hutbesinde bugün Müslümanların yaşayacağı bu tür hadis inkarcılığı gibi sorunlardan sanki haberdar halde şu hadisi söylemektedir:“Size iki şey bıraktım. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece sapıklığa düşmezsiniz. Allah’ın Kitabı Kur’an ve Resûlü’nün sünneti” (Muvatta’, Kader 3).