Bir Muallim Olarak “Hz. Muhammed”

Bütün insanlara bir uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav)’in ve O’nun eğitiminden geçmiş olan bir sahabe “Musab b. Umeyr”in eğitimci kişiliği ile ilgili sizler için 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne özel yazı derledik. Hayırlı okumalar dileriz..

Allah Azze ve Celle, Peygamberimiz(sav)’i insanlığa bir “muallim” olarak göndermiştir. O, beşeriyette ondan daha büyüğü bulunmayan büyük bir eğitimci, terbiyeci, hidayete götüren ümmi-basiretli bir insan ve beşeriyetin önünü aydınlatan bir elçidir. O tüm insanlık bilhassa da öğretmenler için en güzel örnektir.

Kur’an-ı Kerim’in Resulullah (sav)’ın Muallim Olduğunu İfade Etmesi 

Kur’an-ı Kerim, ümmiliğine ve çöl bölgesinde yaşamış olmasına rağmen, Resulullah (sav) bütün beşeriyetin rehberi ve eğiticisi olduğunu belirtmektedir.

“Ümmiler arasından, kendilerine ayetleri okuyan, onları arıtan, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur. Onlar, daha önce şüphesiz bir sapıklık içinde idiler.”

(Cuma Suresi, 2)

“Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.”

(Nisâ Suresi, 79)

“Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

(Sebe’ Suresi, 28)

Sünnetin Resulullah (sav)’ın Hidayete Götüren Basiretli Bir Muallim Olduğunu Ortaya Koyması

Sünnet Resulullah (sav)’ın insanları hidayete sevk eden basiretli bir rehber olduğunu ortaya koymaktadır.

Abdullah b. Amr b. Âs (r.a.) şöyle demiştir: Bir gün evinden çıkıp mescide giden Hz. Peygamber (sav), orada halka olmuş iki toplulukla karşılaşmıştı. Bunların birinde Kur’an okuyorlar ve Allah’a dua ediyorlardı, diğerinde ise ilim öğreniyor ve öğretiyorlardı. Sevgi ve rahmet dolu bakışlarıyla onlara ilgi gösteren Resûl-i Ekrem: “Her biri hayır üzeredir. Şunlar Kur’an okuyor ve Allah’a dua ediyorlar; Allah dilerse onlara verir, dilerse vermez. Bunlar ise ilim öğreniyor ve ilim öğretiyorlar. Ben de ancak bir muallim olarak gönderildim.” buyurdu ve onların halkasına katıldı. (İbn Mâce, Sünnet, 17; Dârimî, Mukaddime, 32) 

Diğer bir rivayette de Resûl-i Ekrem Hz. Âişe’ye: “…Allah beni sıkıntı verip zorlaştırıcı olarak göndermedi. Beni ancak kolaylaştırıcı bir muallim olarak gönderdi.” (Müslim, Talâk, 29) buyurarak, kendisini eğitici ve öğretici olarak tarif etmişti.

Hz. Muhammed (sav)’in İyi Bir Muallim Olduğuna Tarihin Tanıklık Etmesi

Tarih, Hz. Peygamber (sav)’in mükemmel bir eğitici olduğunu ispat etmiştir. İnsanlığın Hz. Peygamber (sav)’den sonra şahit olduğu önderlere ve rehberlere baktığımızda, onların konumlarının bile bu yüce öğreticinin, terbiyecinin büyüklüğünü en güçlü şekilde gösterdiğini anlarız. İlk İslam Üniversitesi “Suffa” bunun bir örneğidir.

Bu eğitimcilerden hangisinin elinde Hz. Peygamber (sav)’in elinde yetiştiğinden daha çok insan yetişmiş ve hidayete ermiştir? İşte O’nun yanında yetişen sahabe, O’na tabii olanlar önceden nasıldılar, nasıl oldular? Sahabeden her biri bu eşsiz muallim ve terbiyecinin büyüklüğüne şahitlik eden, konuşan delillerdir. Bu durum bizlere bazı âlimlerinin şu güzel sözünü hatırlatıyor:

“Hz. Peygamber (sav)’in hiçbir mucizesi olmasaydı da sadece ashabı olsaydı, bu bile onun peygamberliğini ispat etmeye yeterli olurdu.”

Hz. Peygamber (sav)’in Cehaleti Kaldırmaya Teşviki ve Öğrenip-Öğretmede Gevşeklik Göstermekten Sakındırması

Kısa bir zaman dilimi içerisinde Hz. Peygamber (sav)’in elinde bu kadar çok insanın yetişmesinde bir gariplik yoktur. Çünkü Hz. Peygamber (sav) onlara karşı toplu eğitim seferberliği başlatmıştır. Onları cehaleti kökünden kaldırmaya yönlendirmiş ve bu yönde teşvik etmiştir. Bu hususta gevşeklik göstermekten son derece sakındırmıştır.

Bu yüzden bu insanlar Hz. Peygamber (sav)’e gelip ilim aldılar, dinlerini öğrendiler ve birbirlerine öğretip bilgilendiler. Böylece kısa süre içerisinde cehaleti üzerlerinden attılar.

Hz. Peygamber (sav) bir gün insanlara hitap etti. Allah’a hamdü sena ettikten sonra Müslümanlardan bazı grupları zikredip onlara hayır duada bulunarak onlara şöyle buyurdu:

Bir topluluğa ne oluyor da komşularını bilgilendirip öğretmiyorlar? Onların İslam’ı anlamalarına yardımcı olmuyorlar? İyiliği emredip kötülükten sakındırmıyorlar? Bir topluluğa ne oluyor da komşularından öğrenmiyorlar? Bilgilenmiyorlar, İsla’’’m anlamaya çalışmıyorlar?

Son derece büyük öneme hayiz olan öğrenimi ve öğretimi kısıtlamak toplumsal bir suçtur. Böyle bir suçu işleyenler dünyevi cezayı hak ederler. Tarih ne Hz. Peygamber (sav)’den önce ne de ondan sonra ilme bu derece önem verip onu yücelten başka bir kimseye şahitlik etmemiştir. 

“İlim öğrenmek her Müslüman’a farzdır.” Buradaki Müslüman ifadesi hem erkeği hem de kadını kapsamaktadır. Çünkü hükmün dayanağı müşterek bir sıfat yani ‘İslam’dır.  Kitabında nazil olan ilk ayetlerin “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak”tan yarattı. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.” (A’lak, 1-5)  olduğu İslam dininde cehalete yer yoktur.

“Hayır Muallimi” Peygamber Efendimiz (sav) okuma yazma bilmemesine rağmen Allah O’na öyle bir ilim vermiştir ki insanlık içerisinde hiç kimse O’nun seviyesine ulaşamaz. 

“… Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.” (Nisa, 113)

Resulullah (sav) nübüvvetle birlikte insanlar arasında ilmi yaymaya ve neşretmeye girişti. Açıklamalarının güzelliği, konuşmasının fasihliği, kelamının netliği, üslubunun tatlılığı, ikazlarının nezaketi, ruhunun aydınlığı, açık kalpliliği, yüreğinin inceliği, son derece müşfik oluşu, kızgınlığında bile hikmetli davranışı, son derece dikkatli ve uyanık oluşu, zekâsının yüksekliği, insanlara aşırı ilgisi ve merhametiyle O gerçekten de bu dünyada hayrı gösteren ilk muallimdir. Zaten kendisi de “Ben ancak bir muallim olarak gönderildim.” buyurmamış mıydı?

Hz. Peygamber (sav)’in Faydasız İlimden Sakındırması

Peygamberimiz (sav)’in hayrı gösteren ilk muallim olmasının yanı sıra faydasız ilimden sakınması ve sakındırması hususuna da değinmemiz uygundur. Çünkü Peygamberimiz (sav) bunu dua edinmişti ve çoğu vakitlerinde bu hususta niyaz ediyordu: Zeyd b. Erkam (r.a.)’dan: “Resulullah (sav) şöyle diyordu: “Allah’ım! Faydasız ilimden*, korkmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.” (Müslim, Zikir, 73)

*Burada kastedilen faydasız ilim, insanın kendisini veya başkalarını zarara sürükleyen ilimdir. Sonuçta zarara sebebiyet verdiği için böylesi bir ilim kınanmıştır. Hiç şüphe yok ki şerre götüren, ona aracılık eden de şerdir. Bu nedenle ona sahip olanın başkalarının hakkını gasp ettiği düzenbazlık, hilebazlık ve sihir bilgisi kınanmıştır. Bunlardan Allah’a sığınılır. Aynı şekilde insanın başkalarının mallarını çalmasını, ele geçirmesini mümkün kılan ilimde böyledir; faydasız, şer bir ilimdir. Bu ve benzeri birtakım ilimleri bilmemek sonuçta insanoğlu için bilmekten daha hayırlıdır. Zaten bazı ilimlerin birtakım insanlar için zararlı olduğu inkâr edilemeyen bir durumdur. Bundan da öte nice insanlar vardır ki bir takım şeyleri bilmemeleri onların faydasına olmaktadır. 

Ama nice insanlar da vardır ki bilmelerine hiç ihtiyaçları olmayan boş işlere dalarlar da hem dinleri hem de dünyaları bundan zarar görür. Bunun yanında sahip oldukları en kıymetli şey olan ömürlerinin büyük bir bölümünü bu uğurda zayi ederler. Bu şekilde boş işlerle uğraşmalarının sonucu hüsrandır. Böylesine fuzuli bir ilimle uğraşanlar sonuçta bir fayda görmezler. Bu tip şeylere girmemeleri elbette onlar için daha hayırlı olur. Allah’ım! Faydalı olacak şeyleri bize öğret, öğrettiklerinle bizleri faydalandır, dinimize, dünyamıza zarar verecek şeylerden bizi uzak tut, ey merhametlilerin en merhametlisi!

Hiç şüphe yok ki Resulullah (sav) hem davranışları hem de sözleriyle bir muallimdi. Dolayısıyla yapmış olduğu bu dua hem öğreticiler hem de öğrenciler için, bu yüce dinin terazisiyle faydalı gözüken şeyleri öğrenip öğretmeleri gerektiği yönünde bir derstir.

HZ. MUHAMMED (SAV)’İN EĞİTİMCİ KİŞİLİĞİNE DAİR BİRKAÇ SÖZ

Hz. Peygamber (sav) insanlara bir şey öğretirken en güzel, en yarayışlı, muhatabın gönlüne en çok etki edecek, anlayış kapasitesine en münasip, bilgiyi zihnine yerleştirecek ve meseleyi ona göre izah etmeye yardımcı olacak en uygun eğitim metodunu seçiyordu.

• Hz. Peygamber (sav) son derece şefkatli ve merhametliydi. Zorluk vermezdi, kolaylaştırmayı severdi. Öğrenenlere karşı son derece müşfikti. Her zaman ve mekânda ilmi öğreneceklere aktarırdı. O bütün durumlarda en güzel haldeydi ve en güzel ahlaka sahipti. Nitekim Allah Teâlâ da şöyle buyurmaktadır: “Ey inananlar! And olsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.” (Tevbe, 128)

• Malik b. Huveyris şöyle demiştir: “Resulullah (sav)’a geldik. Yaşıt gençlerdik. Yanında yirmi gece kaldık. Resulullah (sav) son derece merhametli ve müşfik idi. Ailelerimizi özlediğimizi anlayınca geride kimleri bıraktığımızı bizlere sordu ve sonra şöyle buyurdu: “Ailelerinize dönün ve onların arasında kalın. Onlara hem öğretin hem emir verin. Namazı beni kılarken gördüğünüz gibi kılın. Vakti gelince içinizden biri size ezan okusun, en büyüğünüz de imam olsun.” (Buhari, II/93, Kitabul Ezan )

• Hz. Aişe diyor ki: “Hz. Peygamber (sav) sizler gibi hızlı konuşmazdı. Net ve kelimeleri birbirinden ayırarak konuşurdu. Yanında oturanlar dediklerini ezberlerdi.” (Tirmizî, Şemail, s. 140) Bu şekilde konuşmak daha iyi anlaşılmayı sağlar ve söylenen, dinleyenin zihnine daha iyi yerleşir.

• Hz. Ali (r.a.)’nin oğlu Hasan (r.a) şöyle demektedir: “Resulullah (sav)’ın hususiyetlerini anlatan bir insan olan dayım Hind b. Ebi Hale’ye sordum ve “Resulullah (sav)’ın özelliklerini bana anlatır mısın?” dedim. Bana şöyle dedi: “Resulullah (sav) sürekli hüzünlü*, devamlı tefekkür halinde idi. Rahat edip dinlenecek zamanı yoktu. Uzun süre susardı, ihtiyaç hasıl olmadan konuşmazdı. Konuşmasına Allah’ın adını anarak başlar ve yine böyle bitirirdi. Özlü ifadelerle konuşurdu. Konuşmasında kelimeler birbirinden ayrılırdı, kelamı ne fazlaydı ne de kısaydı. Kaba değildi. Zelil biri de değildi. (Vakarlı ve heybetli birisiydi. Onu karşıdan gören heybetinden etkilenirdi. Beraber bulunup tanıyan da severdi.) Küçük de olsa nimete hürmet ederdi, onu hakir görmezdi. Tattığı şeyleri ne hakir görür ne de överdi. Dünya işleri O’nu kızdırmazdı. Hakka tecavüz edilmesi durumunda ona yardım edip galip kılmadan kızgınlığını hiçbir şey gideremezdi. O nefsi için kızmaz, nefsinin intikamı için koşmazdı. (Bilakis Resulullah (sav) sadece Allah için kızardı.)  Bir şeye işaret ettiğinde elinin tamamıyla işaret ederdi. Bir şeye şaşırdığında elinin ters çevirir (havaya doğru açardı.) Konuşurken avuçlarını bir araya getirir ve sağ elinin ayasını sol başparmağının iç tarafına vururdu. Kızdığında yüzünü başka tarafa çevirirdi. Onun gülmesi çoğunlukla tebessüm idi. Gülerken de dişleri dolu taneleri gibi görünürdü.” (Tirmizî, Şemail, s. 141-3)

*Âlimler şöyle demişlerdir: “O’nun hüzünlü olmasının sebebi arzuladığı bir dünyalığın kaçması veya hoş olmayan bir şeyin başına gelmesinden dolayı değildi. Çünkü bunlar Hz. Peygamber (sav)’in hali olan durumlar değildi. Bilakis burada kastedilen şudur. Hz. Peygamber (sav) ileride karşılaşacağı büyük sıkıntıları, Allah’a davetiyle ilgili sorunları, insanları bu davete çağırıp dine dâhil etmeyi daima düşünüp tefekkür ederdi. Bir taraftan da devam ettirdiği kâfirlerle cihadı, cahilleri eğitmeyi ve Allah’a ibadeti en güzel şekilde yerine getirmeyi düşünürdü. O’nun özelliklerini anlatan sahabinin bunun peşinden gelen sözü zaten durumu açıklamaktadır: “ Devamlı tefekkür halinde idi. Rahat edip dinlenecek zamanı yoktu. Uzun süre susardı.” Hz. Peygamber (sav) nefsiyle baş başa kaldığında durumu buydu. İnsanlarla beraber bulunduğunda ise daima güler yüzlü olurdu. 

Peygamber Efendimiz (sav)’in bütün metotları bunlardan ibarettir, demek doğru olmaz elbette. O’nun hayatını, hadislerini inceleyen herkes bunları ve daha fazlasını görerek iyi bir öğretici ve eğitimci olabilir.

Musab b. Umeyr (ra)’in Medine’ye Öğretmen Olarak Gönderilmesi

Mus’ab’ın hayatından bugünkü gençlerimizin ve öğretmenlerimizin çıkaracakları pek çok dersler bulunmaktadır. Bunlardan biri de öğretmenlik mesleğidir. Müslüman öğretmenlerin, görevlerini yaparken tıpkı Mus’ab gibi insanlara karşı güler yüzlü, sabırlı ve tatlı yüzlü olmaları gerekmektedir.

Mus’ab b. Umeyr, Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber’in yanından ayrılmamıştır. Kendisini ilim açısından da geliştirmiştir. Allah Resulü’nden öğrendiklerini Yesrib’te insanlara öğretmiştir. İlmi açıdan yeterli bilgisi olduğu için Resulullah, Medine’ye İslamiyet’i ve Kur’an’ı öğretmesi için sahabi arasından onu seçmiştir. Bunda sadece Mus’ab’ın bilgisi etkili olmamıştır. Onun sakin ve sevimli kişiliği, insanlara dini hikmetle anlatma yöntemi, güzel konuşması ve güçlü ikna kabiliyetinin de etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Mus’ab b. Umeyr, aceleci bir kişiliğe sahip değildi, o sakin bir şahsiyetti. Olaylar karşısında panik yapmaz, karşılaştığı sorunları soğukkanlılıkla çözmeye çalışırdı. İstişareye önem verirdi. Doğru bildiği konularda taviz vermezdi. Yesrib’e öğretmen olarak gönderildiğinde bu kişiliği sayesinde çok kısa süre içerisinde burada İslamiyet hızla yayılmıştır.

Mus’ab, son derece cömert, hayâ sahibi, dürüst, yumuşak huylu, merhametli, akıllı, ince ruhlu, sakin, insani ilişkilerinde başarılı, sosyal ve girişimci, irtibat kurduğu kişilerce sevilen, tartışmayı ve çok konuşmayı sevmeyen bir kişilikti. Kaynaklarımızda hem İslamiyet öncesi hem de İslamiyet sonrası hayatında onun yalan söylediğine, insanlara olumsuz davrandığına, haksızlık ettiğine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Bu da onun samimi ve olumlu bir şahsiyet olduğunu açıkça göstermektedir. Zaten öyle bir kişiliğe sahip olmamış olmasaydı Hz. Peygamber onu Medine’ye öğretmen olarak göndermezdi. Öğretmen olarak gönderilmesi sadece İslamiyet’i ve Kur’an’ı öğretmesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda Medine’de Hz. Peygamber’i temsil etmesi anlamına da gelmektedir. Dolayısıyla Hz. Peygamber, kendisini temsil edecek şahsiyeti seçerken yukarıda saydığımız olumlu özelliklere sahip olan birini seçmesi gerekirdi. Bu da Mus’ab’tan başkası değildi. Mus’ab, ibadetine düşkün biriydi. Gece ibadetine devam eden, gündüzleri oruç tutan, namazlarını huşu içerisinde kılan, aynı zamanda ilim ve takva sahibi bir şahsiyetti.

Rabbimiz bizleri de Resulü’nün sünnetine tabi olan kullarından eylesin. Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. Resûlümüz Hz. Muhammed (sav)’e, ehli beytine ve ashabının hepsine salat ve selam olsun.

Kaynaklar
Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, Abdulfettah Ebu Gudde
Hz. Mus’ab bin Umeyr (Peygamberimiz’in İzinde 40 Sahabi), Ali Aksu