El-Kuddüs İsmi Şerifi | Kalplere Şifa Esmâü’l-Hüsnâ Şerhi

El-Kuddüs isminin tanımı ve Kur’ân üzerinden verdiği mesaj nedir? El-Kuddüs ismini kainat kitabında nasıl okuyabiliriz? El-Kuddüs isminin Peygamber Efendimiz (sav)’deki tecellisi nasıldır? Kalplere şifa “El-Kuddüs” ismi bana ne diyor? El-Kuddüs ismi şerifi ile dua nasıl yapılır?

El-Kuddüs olan Rabbimiz, beş duyu ile bilinebilecek, akla hayale gelebilecek, insanın içinde uyanabilecek, düşünceye doğabilecek mahlukata özgü her nitelikten münezzehtir.

Kalplere Şifa Esmaül Hüsna Kartı “El-Kuddüs” İsmi Şerifi (PDF İndir)

El Melik İsmi Şerifi Esmaül Hüsna Kartları
El Melik İsmi Şerifi Esmaül Hüsna Kartları
El Melik İsmi Şerifi Esmaül Hüsna Kartları
El Melik İsmi Şerifi Esmaül Hüsna Kartları

PDF dosyasını indirmekte sorun yaşayan kardeşlerimiz Telegram kanalımıza katılıp oradan yüksek kaliteli versiyonunu indirebilir. Birr Mektebi Telegram kanalımıza katılmak için tıklayınız. 😊

EL-KUDDÜS İSMİNİN TANIMI ve KUR’AN ÜZERİNDEN VERDİĞİ MESAJ

“Göklerdekiler ve yerdekiler, Melik, Kuddûs, Azîz ve Hakim olan Allah’ı tesbih ederler.”

Cum’a, 1

Allahu Teâlâ mahlûkata benzemekten münezzehtir. Allah yaratılmışların zatlarından, hallerinden, vasıflarından hiçbirine benzemez. Mesela cisimlerin, zahirî hislerimizle bilebildiğimiz lezzet, renk, koku, soğukluk, sıcaklık, sertlik, yumuşaklık gibi bütün hallerinden; dert, tasa, sevinç, korku, hüzün, ızdırap, infial, tagayyür gibi nefsani keyfiyetlerinden veya herhangi bir şekilden, suretten, miktardan, zamandan, mekândan, terkipten, tecezziden, tenahiden ve bunlar gibi diğer bütün mahlukatın sanından olan her hangi bir hal ve vasıftan, bir şeye benzemekten çok yüksek, çok uzaktır.

Bu “ism-i şerif”, temiz ve pak olmak manasında Kudüs mastarından mübalağa sigasıdır. Her türlü ayıptan, kirden, pastan, lekeden, eksiklikten son derece temiz demektir. Uluhiyete mahsus sifatlardan “Muhalefetün li’l-havâdis” sıfatına râcidir.

İnsanoğlunda iki türlü sıfat: İnsanoğlunda birtakım haller ve sıfatlar var ki, onlar yüzünden sevilir, hürmet edilir. Yine birtakım haller ve sıfatlar da vardır ki, o yüzden yerilir, nefret edilir. Mesela vücutlarında çirkinlik, çarpıklık, körlük, sağırlık bulunan, halleri ve sıfatları kusurlu ve ayıplı olan bilgisiz ve aciz insan sevilmez, herkes onlardan uzak kalmak ister. Bazı insanlar da yaratılış itibarıyla boy, pos, endam güzelliğine sahiptir, sözü sohbeti bellidir, bir şeyler bilir, bir şeyler yapar.

İnsanlarda bulunup da nefret ve istikrah edilen sıfatlardan başka, insanların birbirlerine karşı üstünlüğünü ve kıymetini ifade eden ve insanlar tarafından kemal sıfatlar diye adlandırılan sıfatlardan da Allahu Teâlâ münezzehtir. Gerçi bu sıfatların kemal sıfatlar diye adlandırılması insanların kendi aralarında ve kendi hallerine göre doğru olabilirse de Allahu Teâlâ hakkında bunlar hep noksan sıfattır. Mesela ilim, kudret birer kemaldir, fakat muhakkak surette Allahu Teâlâ insanların bildiği gibi bilmekten, insanların yapabildiği kadar yapmaktan çok üstündür. Çünkü O, kayıtsız şartsız her şeyi bilir ve her şeye gücü yeter. İşte hakiki kemal sıfatı budur. İnsanlar ise bir şeyi bilir, fakat bilmediği namütenahidir (sonsuzdur). Bir şey yapar fakat isteyip de yapamadığı namütenahidir. Daha doğrusu Allahu Teâlâ’nın müsaade ettiği sınıra kadar bilir ve tayin ettiği hududa kadar yapar. Ondan ilerisi kati bir aciz, kati bir hiçliktir. 

İmam Gazali, Esmaül Hüsna kitabında şöyle diyor: “El-Kuddûs, varlıklardan çoğunun, hakkında kemâl olduğunu zannettiği, kemâl niteliklerinin her birinden de uzaktır. Çünkü insanlar öncelikle kendilerine bakıp kendi sıfatlarını tanıdılar. Böylece, kemâlin ne olduğunu anladılar. Fakat bu, onların kendileri hakkındadır. Örneğin ilimleri, kudretleri, işitmeleri, görmeleri, konuşmaları, iradeleri ve seçme hakları… Bu lafızları, bu mânâların karşısına koydular ve şöyle dediler: “Şüphesiz işte bunlar, kemâlin isimleridir.” Cahillikleri, acziyetleri, körlükleri, sağırlıkları ve dilsizlikleri gibi kendileri hakkındaki eksiklikleri de bu lafızların mânâları karşısına koydular.

Ardından Allah Teâlâ’yı övmek istediklerinde, ilim, kudret, işitme, görme ve konuşma gibi kendi ölçüleri dâhilindeki mükemmel sıfatlarla nitelediler ve noksan sıfatlardan tenzih ettiler. Oysa Allah Teâlâ, insanların kemâl sıfatlarından münezzeh olduğu gibi, onların eksiklik sıfatlarından da münezzehtir. Hatta bu, insanlığın düşünebildiği tüm sıfatlar için geçerlidir. Çünkü O, tüm bunlardan münezzeh ve mukaddes olup bunlara benzeyen veya bunlara eşit olanlardan uzaktır.”

EL-KUDDÛS “İSM-İ ŞERİF”İNİN BİRİCİK SAHİBİ

El-Kuddûs “ism-i şerif”inin tek ve eşsiz olarak biricik sahibi, Allahu Teâlâ’dır. Her bakımdan mutlak kemal O’na mahsustur.

Allahu Teâlâ; zatında, sıfatında, ef’âlinde, ahkamında esmasında her türlü lekeden, eksiklikten uzak ve çok temizdir. O, zatında veya herhangi bir sıfatında veya fiilinde veya hükmünde veya isminde mahlûkundan birine benzemekten veya mahlûkatından biri O’na benzemekten mukaddestir. O’nun zatı kadimdir, bakidir, sıfatları kâmildir, ezelidir. Hiçbir fiilinde maddeye, müddete, yardımcıya ihtiyacı yoktur. Bütün hükümleri hikmetlidir. Kullar için baştan başa hayır, menfaat ve inayettir. O’nun isimleri de namütenahi kemalatını bildirdiği için en yüce, en güzel kelimelerdir. 

İnsanların zatları, sıfatları, fiilleri, hükümleri, isimleri hep ayıplı ve kusurludur. Bir kere varlıkları mahduttur (sınırlıdır). Halleri, sıfatları da mahduttur. İşleri ivazlı ve garazlıdır. Hükümlerinin doğrusu olduğu gibi hatalısı da çoktur. İnsanlara ilişkin manalar ifade eden isimlerin ve kelimelerin ve nihayet taşıdıkları manalardan fazla bir güzelliği olamaz.

EL-MELİK “İSM-İ ŞERİF”İNDEN SONRA EL-KUDDÛS İSM-İ ŞERİFİ

Allahu Teâlâ’nın bütün varlığa hâkim bir saltanat sahibi bulunduğunu bildiren El-Melik “ism-i şerif”inden sonra El-Kuddûs “ism-i şerif”inin getirilmesi, fikirleri yanlış yollara sapmaktan koruduğu için ne kadar uygun düşmüştür. Evet, nice insanlar var ki, Allahu Teâlâ’yı hakkıyla bilemediklerinden O’nu kendi aralarındaki hükümdarlara benzetiyorlar, O’nun -hâşâ- arş üzerinde ikametgahı olduğunu ve mahlukatı içinden bir takım şahıslar seçerek onlara tasarruf salahiyeti verdiğini ve onların eliyle ahkâmını yürüttüğünü ve güya onların vereceği raporlarla işlere muttali olacağını ve daha bunun gibi uluhiyet sanına uymayan batıl zanlara düşüyorlar. Bütün bunlar düzeltilmesi vacip bozuk akidelerdir ve bu bozuk akideler yüzünden insanların başına gelmedik bela kalmamıştır. Allahu Teâlâ, cisim sahipleri gibi bir yerde oturmaktan, bir yerde bulunmaktan, bir işi başkasına gördürmekten, münezzehtir. O’nun her zerreye yakınlığı birdir. Her şeyi ilmiyle, kudretiyle kuşatmıştır. İkametgah, zaman, mekân mefhumları yaratılmışlarla beraber doğmuştur. Bu varlık yokken zaman ve mekân da yoktu, fakat Allahu Teâlâ vardı. 

El-Halîmî der ki: “Kuddûs, bütün üstün ve güzel sıfatlarla övülen, methedilen demektir. Dolayısıyla Allah’ı takdîs etmek, O’nu tesbih etme; Allah’ı tesbih etmek, O’nu takdîs etme anlamını kapsar. Bir bakıma ikisi iç içedir. Allah’tan kötü sıfatları nefyetmek, O’nun güzel sıfatlara sahip olduğunu kabul etmek demektir. Örneğin, “O’nun ortağı ve benzeri yoktur” dediğimizde bu, Allah’ın bir ve tek olduğunu kabul ettiğimizi ispat eder. Aynı şekilde “Hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz” dediğimizde bu, O’nun güçlü ve her şeye gücü yeten Kâdir olduğunu kabul ettiğimiz anlamına gelir. Yine “O, hiç kimseye zulmetmez” dediğimizde bu, O’nun bütün hükümlerinde ve fiillerinde âdil olduğunu kabul ettiğimizi gösterir. Diğer yandan Allah’ın güzel sıfatlara sahip olduğunu kabul etmek, kötü sıfatların O’nda bulunmadığı anlamına gelir. Örneğin, “Allah, Âlim’dir, bilendir” dediğimizde bu, O’nun bilgisiz ve cahil olmadığını ispat eder. Yine “O, Kâdir’dir” dediğimizde bu, acizlik sıfatının O’nda bulunmadığını gösterir. Özetle “O, şöyledir” dediğimizde bu sözün zâhiri, takdîs; “O, şöyle değildir” dediğimizde bu sözün zâhiri de tesbihtir. Yani Allah’ı takdîs etmekte zimnen tesbih anlamı, Allah’ı tesbih etmekte de zımnen takdîs anlamı bulunmaktadır. Yüce Allah bu ikisini İhlas Sûresinde bir araya getirmiştir. İhlâs Süresinin ilk iki âyeti olan “Kul huvallâhu Ehad. Allâhu’s-Samed” (De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir -her şey varlığını ve devamını O’na borçludur. O hiç bir şeye muhtaç değildir-) âyetleri takdîsi; “Lem yelid ve lem yûled ve lem yekun lehû kufuven Ehad” (Kendisi doğurmamıştır ve doğrulmamıştır. Hiçbir şey O’nun dengi değildir) âyetleri ise tesbîhi ifâde eder. Bunların her ikisi de yani hem takdîs hem de tesbîh; Yüce Allah’ın vahdaniyetini ve tek varlık olduğunu, O’nun benzeri ve ortağının bulunmadığını ispat etmektedir.”(Beyhakî)

Kurtubî de der ki: “Kuddûs, her türlü eksiklik ve noksanlıktan uzak olan, her türlü kusurdan temiz olan demektir.” (Kurtubî, İbn Kesir, 8/63.)

Kuddûs Hakkında İbn Kayyim’in Açıklamaları

Kuddûs, her türlü eksiklik, kötülük ve ayıptan beri olan demektir. Müfessirler şöyle söylemişlerdir: “O, kendisine yakışmayan her türlü ayıptan uzak ve temiz olandır.” Dilbilimciler de bu tanımı kabul etmektedirler. Kuddûs sözcüğünün aslı, arılık ve temizlikten gelmektedir. Beytülmakdis (Kutsal ev) ismi de buradan gelmektedir. Burada günah ve kirlerden temizlenildiği için bu isim verilmiştir. Sırf namaz kılmak için buraya gelen kimse, annesinden doğduğu günkü gibi hatasız ve günahsız olarak geri döner. Dünyevi sıkıntılardan ve belâlardan uzak olduğu için cennete “Haziretu’l-kuds” (Kutsal alan) denilmiştir. Hz. Cebrail’e de “Ruhulkudüs” (Kutsal ruh) denmiştir. Çünkü o, her türlü kusur dan arınmış ve temizlenmiştir.

Kuddûs sözcüğünü, aşağıdaki âyette geçtiği gibi melekler de kullanmıştır. Allah şöyle buyurmaktadır: “Melekler: “Biz seni övüp-yüceltir ve (sürekli) takdis edip dururken, orada fesat çıkaracak ve orada kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?”  dediler. (Bakara, 30.) Yani bizler Seni, Sana yakışmayan her türlü eksiklik ten uzak tutmakta ve Seni tenzih etmekteyiz.

İbn Cerir bu âyeti şöyle açıklar: “İnkar edenlerin Sana izafe ettikleri her türlü iddiadan ve pislikten Seni tenzih ediyor, bü tün güzel ve temiz sıfatların Sende bulunduğunu kabul ediyoruz. Seni saygıyla zikrediyor ve Seni yüceltiyoruz.”

Ebû Salih ve Mücahid ise şöyle açıklar: “Seni tekbir ediyor ve seni yüceltiyoruz.”

Kimisi de şöyle açıklamıştır: “Seni her türlü kötülükten ve kusurdan tenzih ediyor, Sana hiçbir eksiklik yakıştırmıyoruz.”

Bu âyette melekler, Allah’ı tenzih etmekte, yüceltmekte ve takdîs etmektedirler. Ayette tesbîh ile takdis yan yana zikredil mektedir. “Seni hamd ile tesbîh ediyor ve seni takdîs ediyoruz.” (Bakara, 30.) Tesbîh, Allah’ı her türlü kötülükten ve kusurdan tenzih etmektir. 

Meymun b. Mahran der ki: “Subhanallah” sözü, Allah’ı yüceltmek ve O’nu her türlü kusurdan tenzih etmek demektir.” 

İbn Abbas‘ta bu sözün “Allah’ı her türlü noksanlıktan tenzih etmek, uzak tutmak” anlamına geldiğini söyler. Zaten sözcüğün aslı da “uzaklık” anlamına gelmektedir. 

(İbn Kayyim, “Şifâu’l-alîl”, s. 319.)

EL-KUDDÜS İSMİNİN KUR’AN ÜZERİNDEN VERDİĞİ MESAJ

Kendisi tertemiz olan ve yarattıklarının da temiz kalmasını isteyen. “KUDDÜS” ismi Kur’an’da iki defa geçmektedir. (Haşr 23, Cum’a 1) 

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. O, Melik’tir, Kuddûs’tur, Selâm’dır…” (Haşr, 23.) Kuddûs, her türlü kötülük ve eksiklikten uzak, temiz, kutsal, yüce ve saygın olan demektir.

Allah her türlü noksandan, kusurdan uzak olduğu gibi, ondan gelen, vahyin zarfı olan Kur’an’da her türlü şüpheden uzaktır.

Rahmet damlalarıyla dünyamızı temizlediği gibi Kur’an’ın rahmet ayetleriyle de bizim içimizi ve dışımızı temizliyor. İmanla, bizi şirk ve inkar pisliğinden temizliyor. İtaatla, bizi isyan çirkefinden temizliyor. Din’le, bizi kinden temizliyor. Kendisine ibadetle, bizi kullarına boyun eğme zilletinden temizliyor.

Allahu Ekber “En büyük Allah’dır” inancıyla, kendimiz gibi bir insanı büyütüp başımıza bela etmekten kurtarıyor. Tevrat’ın indiği yer “Mukaddes vadi” oluyor.  (Taha 12) Kitabını getiren Cebrail “Ruh-ul Kudüs” oluyor (Nahl 102) Bizler de bu dünyadan Rabbimizin huzuruna tertemiz gitmek istiyorsak; “Kuddüs” olan Rabbimizin “Mukaddes” kitabı Kur’an’a göre hayatımızı düzenleyelim.

EL-KUDDÜS İSMİNİ KAİNAT KİTABINDA OKUMAK

Kuddûs ismi kâinatta temizlik olarak tecelli eder. Maddî ve manevî temizlik açısından bakarsak, kâinattaki bütün temizlikler bu ismin tecellisidir. 

İnsanı dünyaya getirirken günahsız ve kirsiz yaratan, büyüyünce kirlerini abdest ve gusülle yıkanarak gideren, günahlarını tevbe ve istiğfarla yıkamayı öğreten “Kuddüs” yeryüzünü de tertemiz yaratmıştır.

Bizim kirlettiğimiz yeryüzünü yağmurlarla yıkıyor, güneşle kurutuyor. Kirlenen suları buhara dönüştürüyor. Havada temizleyip yeniden tertemiz yağmur olarak indiriyor. 

Dünya çapında olan bu büyük temizliği Allah’tan başkası yapamaz anlamında KUDDUSE İLLALLAH diyoruz.

Allah’ın gönderdiği vahiy ve o vahye muhatap olan 124 bin Peygamber Kuddûs isminin bir tecellisi olarak manevî temizlik için gönderilmiştir. Bu temizliğin olmadığı zihinlerde sapmanın sonuçları ne olmuş derseniz: Ateizm (tüm tanrıları inkâr eden akım), panteizm (tabiat ile tanrıyı aynılaştıran akım), deizm (Tanrı kabul eden ama vahyi ve peygamberleri reddeden akım), agnostizm (Tanrının bilinmezliğini iddia eden akım), materyalizm (her şeyi maddeyle açıklayan akım), Politeizm (birden çok Tanrıyı kabul eden akım), disteizm (Tanrının kötü olduğunu kabul eden akım)…Bu örnekler; “İnsanoğlu vahyin rehberliğinden, Peygamberin örnekliğinden uzaklaştığında ne olurdu?” sorusuna cevap veriyor.

EL-KUDDÜS İSMİNİN PEYGAMBER EFENDİMİZDEKİ TECELLİSİ

Bu isim, Peygamber Efendimizde maddi-manevî temizlik ahlakı olarak tecelli etti. Peygamber Efendimiz yaşadığı çağın temizlik imkanlarını en üst seviyeden hayata yansıtmıştır. 

Manevi temizlik noktasından baktığımızda da Peygamber Efendimiz (sav) çağını aşan bir anlayışa sahipti. Efendimizin 63 yıllık ömründe ona en büyük düşmanlığı yapanların, davranış ve ahlak noktasında onun aleyhinde tek bir söz dahi söyleyememeleri, onun davranış temizliğine ne kadar büyük önem verdiğini, her türlü şâibeden uzak bir hayat yaşadığını gösteren örneklerden sadece biridir. Bu konuda daha bir çok örnek için siyer kitaplarına bakılabilir.

KALPLERE ŞİFA “EL-KUDDÜS” İSMİ BANA NE DİYOR?

BU “İSM-İ ŞERİF” HÜKMÜNCE KUL İÇİN GEREKEN ŞEY

Allahu Teâlâ’yı üstün güzelliklerle yani kendine mahsus vasıflarla övmeli ve O’na noksan vasıflar isnat etmekten sakınmalıdır. Birincisi takdis ikincisi teşbihtir. Yani Allahu Teâlâ’ya kendine mahsus kemal sıfatlarıyla hamdüsena etmek takdis; O’nu herhangi bir lekeden, herhangi bir yaraşıksızlıktan tenzih etmek teşbihtir. İtikadını, ibadetini, kalbini lekeden ve çirkinlikten temizlemeye çalışmaktır.

İTİKAT TEMİZLİĞİ: Şüphe ve tereddütten uzak olması, inanışın “yakîn”e dayanmasıyla olur. Onun için itikada ait herhangi bir meselede tereddüt duyulunca hemen o noktayı kati bir kanaat haline getirinceye kadar çalışmak ve ihtisas sahiplerinden soruşturmak icap eder. Çünkü itikat meselesi bir küldür(bütündür), tecezzi kabul etmez. Herhangi bir unsurunda mütereddit (tereddütlü) bulunmak, bütün itikadı sarsar.

İBADET TEMİZLİĞİ: İhlas ile olur. Mali olsun, bedenî olsun, her türlü ibadet yalnız Allah için yapılır. Abid’in gayesi ancak Allah’ın rızasına ermektir. Bu gaye gönülde başka maksatlara, başka mülâhazalara yer vermeyecek kadar kuvvetli ve şümullü olmalıdır. Eğer ibadetlerde Rizâullah ile beraber başka maksatlar da güdülürse, o ibadette ihlas kalmaz, karışık ve katkılı olur. İbadette şirk işte budur. Bu da insan için bir yüz karası, tövbesi affedilmeyen bir suçtur.

KALP TEMİZLİĞİ: Oradan kötü huyları atmakla olur. Kalpler Allahu Teâlâ’nın daima bakıp durduğu yerlerdir. O’nun için gayet temiz tutulmalıdır. Maddi bir temsil ile kötü huylar, kalp sahasında yer yer yığılmış müteaffin (kokuşmuş) çöplükler, pislikler, bataklıklar, ayrık kökleri, yabanî dikenler gibidir. İyi huy kazanmak da bunları temizleyip “tesviye-i turâbiye”sini yapmak, muntazam taksimatlı çiçeklikler ve güzel çiçeklerle kalp sahasını temiz bir park haline getirmektir.

İmam Gazali de şöyle demiştir: “Kulun takdisi, ilim ve iradesini tenzih etmesidir. İlmi ise onu bütün muhayyelât, mahsusat (duyu organlarıyla bilinenler), vehimler ve varlıkların ortak olduğu her şeyden tenzih etmesidir. Bakış açısı ve ilmi, hislerle kavranabilecek ya da uzaklaştıkça hissedilemeyecek şeylere yakın olan ilahî ve ezelî konulardan uzak durur. Kendi nefsinde, tüm hisler ve düşüncelerden uzak kalır.

İradesine gelince; onu şehvet, öfke, yemek, içmek, evlenmek, giymek, dokunmak, bakmak gibi kendisine ancak hissetme veya kalp yoluyla ulaşılabilen beşerî lezzet ve sıfatlara sahip olan her türlü sıfatlardan tenzih etmektir. İşte kul, ancak böyle olunca aziz ve yüce olan Allah’a yaklaşabilir. Onun kalbi her zaman ancak bu durumda bir haz alabilir. Kul, ancak O’na kavuşmaya özlem duyar ve ancak O’na yaklaştığından dolayı mutlu olur. Kendisine, içindeki bütün nimetlerle birlikte cennet verilse düşüncesi ona yönelmez. Âhiret yurdunun sahibi olan Allah’a yaklaşmadıkça bu yurtla yetinmez.

Kısaca kul, varlıkların ortak olduğu hissî ve hayalî anlayışlardan kurtulduğunda, insanlığın havassının sahip olduğu şeye doğru yükselir. Şehevî, insanlık hazları, hayvanları da bu noktada bir araya getirir; dolayısıyla bunlardan münezzeh olmak gerekir. Müridin celâleti, arzusunun celâletiyle ölçülür. Eğer tüm düşüncesi, karnına giren şey olursa değeri de ondan çıkan şey ile olur. Aziz ve yüce olan Allah’tan başka düşüncesi olmayan kimsenin derecesi, düşüncesi oranındadır. İlmi, mahsusat, mütehayyilât derecesini geçerse, iradesi şehvetin gerektirdiklerinden arınırsa, Kuddûs olan Allah’ın sevgisine sahip olmuş demektir…” 

İbn-i Kayyim el-Cevziyye’ye Göre Bu İsmi Bilmenin Faydaları

1- Bu ismi bilen her müslüman daima Allah’ı yüceltmeli ve O’nu her türlü noksanlıktan tenzih etmelidir. Sonra da bütün haramlardan, mekruhlardan, şüpheli şeylerden ve yararsız mubahlardan kendisini arındırıp temizlemeli ve Mevlâ’sına ibadet etmekle meşgul olmalıdır. 

2- Ruhunu ve bedenini, maddi zevklerden arındırmalı, bu tür şeylere önem vermemelidir. Kendisi için yararlı olan ilimleri öğrenmeye ve güzel ahlaki davranışlar kazanmaya çalışmalıdır. Beden ve ruhu arındırmanın yolu, Allah’ı tanımak ve yararlı ilimler öğrenip onunla amel etmektir. 

EL-KUDDÜS İSMİYLE DUA 

Ya Rabbi: Sen bütün isim ve sıfatlarında her türlü ayıptan ve kusurdan münezzeh olan Kuddûs’sün. Sensin ey ezel padişahı Kuddûs olan. Zâtında ve sıfatında Kuddûs kapısını açan. Ey isimlerinde temiz, hükümlerinde temiz, her türlü leke ve eksiklikten münezzeh olan Rabbim, bizi Kuddûs ismin hürmetine temiz ve pâk eyle. Ya Rabbi! Ne olur, bizlere esmâ ile ahlaklanma yolunda yardım eyle! Bu ismin Peygamber Efendimizdeki tecellisi olan maddi-manevî temizlik ahlakını, bizim de ahlakımızın ayrılmaz parçası eyle!

SONUÇ 

Kuddûs olan Allah’tır yücelerden yüce. Sultanlar sultani ki Kuddûs dedikçe açar bize kapıları. Benliğin tuzaklarına düşerek ezelî kovulmanın kibir ve büyüklenme denen hastalığına yakalananlara da deva olan; Kuddûs adındır Rabbim… İşte bir küçük sır: Ey Kuddûs ismini zikreden kişi, sen Kuddus dedikçe düzelir ahlakın, Kuddûs dillendikçe şükründe, kurtulursun vesveselerden. Kuddûs çoğaldıkça sesinde, uzaklaşırsın birer birer cümle şeytan hilelerinden. Kuddûs isminin tecellisiyle yıkanır cümle kâinat. Ve Kuddûs temizliğiyle Rabbimin Kuddûs ismine ayna olmuş döner dünya.

Kuddûs temizler dünya kirini yağmurlar boyu. Kuddûs bitirir kalplerde iman sarmaşıklarını. Sardıkça sizi o sarmaşıklar, kalplerden ten duvarlarına. Bakarsınız içinizde genişleyen denize. Kıyısız bir limanda durup çağırırsınız Kuddûs rüzgârlarını. Ve şair iner kelimelerin ışıldayan basamaklarından birer birer. Kuddûs için, Kuddûs varlığında, Kuddûs aşkına söyler sözünü: 

İnandık varlık mülkünde zaman denen geceye 

Yaktık her sözün hecesinde Kuddûs kandillerini