EL-MELİK İSMİ ŞERİFİ “KALPLERE ŞİFA 99 ESMA”

El-Melik isminin tanımı ve Kur’ân üzerinden verdiği mesaj nedir? El-Melik ismini kainat kitabında nasıl okuyabiliriz? El-Melik isminin Peygamber Efendimiz (sav)’deki tecellisi nasıldır? Kalplere şifa “El-Melik” ismi bana ne diyor? El-Melik ismi şerifi ile dua nasıl yapılır?

El-Melik: Bütün kâinatın sahibi, bi’l-esâle ve mutlak surette hükümdarı. Zâtı ve sıfatında hiçbir varlığa ihtiyacı olmayan, her varlığın kendisine ihtiyaç duyduğu varlıktır.

Hiçbir varlık, hiçbir konuda O’ndan müstağni olamaz. Ne zâtı, ne sıfatları, ne varlığı ne de bekâsında. Tam aksine her şeyin varlığı O’ndandır ya da her şey O’ndandır. Dolayısıyla O’nun dışında her şey zâtı ve sıfatı açısından O’nun mülkü altındadır. O, her şeyden müstağnîdir. İşte mutlak anlamda el-Melik O’dur.

Kalplere Şifa Esmaül Hüsna Kartı “El-Melik” İsmi Şerifi (PDF İndir)

PDF dosyasını indirmekte sorun yaşayan kardeşlerimiz Telegram kanalımıza katılıp oradan yüksek kaliteli versiyonunu indirebilir. Birr Mektebi Telegram kanalımıza katılmak için tıklayınız. 😊

EL-MELİK İSMİNİN TANIMI ve KUR’AN ÜZERİNDEN VERDİĞİ MESAJ

Hak Melik olan Allah pek yücedir. Ondan başka ilâh yoktur; Kerim olan Arş’ın Rabb’idir.

Mü’minun, 116

Kâinatin ezelî ve ebedî tek hükümdarı ancak Allahu Teâlâ’dır. Kâinatta hakiki ve mutlak olarak hükümdarlık ancak Allahu Teâlâ’nın hakkıdır. Bu sıfatta O’na denk olacak başka bir hükümdar yoktur. Çünkü mülkü yaratan O’dur, bütün mahlûkatı yoktan var eden O’dur. O’nun mülkünün genişliğini, ordularının sayısını yine ancak O bilir. Üzerinde birçok hükümdarların barındığı arz küresi, bu genişliğin içinde nihayet bir zerre olmaktan ileri değildir. (Zerre, milyonlarcası bir araya geldiği takdirde görülebilen bir cisimdir.) İşte bu sonsuz âlemlerde ve bu sayısız mahlûkat üstünde hâkimiyet ve saltanat ancak O’nundur, ancak O’nun iradesi, hüküm ve tasarrufu caridir. Ancak O’nun istediği olur, istemediği olmaz. Fermanını geri döndürecek hüküm ve kazasını bozacak yoktur. Her dilediğini dilediği gibi yapar. Dilerse mülk verir şah yapar, dilerse padişahken indirir atar, dilerse cebreder, dilerse serbestlik verir, dilerse küçültür dilerse büyütür, dilerse sıkar, dilerse açar, dilerse yıkar, dilerse yapar, dilerse daha başka âlemler yapar, onlarda da dilediği gibi tasarruf eder. Velhasıl bu sonsuz mülk ve saltanatta her şeyin varlığı veya yokluğu O’nun bir tek iradesine bağlıdır. “Ol!” deyince oluverir, “Olma!” derse bir lahzada her şey yokluğa dönüverir.

Her şey O’nun kudreti altında makhûr, herkes O’nun iradesine tâbi, fermanına baş eğmeye mecburdur. O’nun müsaadesi olmadan kimin haddine düşmüş ki, O’nun karşısında hükümdarlık dava etsin, O’nun mülküne göz diksin. Hükümdarlar tebaasından vergi alır. Allahu Teâlâ mahlûkatından bir şey almaz, her şeyi O verir.

O, kâinata muhtaç değil, kâinat O’na her lahza muhtaçtır. Kâinat üzerinde tasarrufu “bi’l-istiklâl”dir. Yardımcıya, vezire, vekile, vasıtaya ihtiyacı yoktur. Bütün dünya hükümdarları bir araya gelseler O’nun iradesi inzimam etmedikçe hiçbir şey yapamazlar. O padişahlar padişahı, hükümdarlar hükümdarı; O, dünyayı bir çalışma yeri, ahireti de hesap günü olarak yaratmıştır. Mahkeme-i kübrâ oradadır. İyiler için cennetler, kötüler için cehennem hazırlanmıştır. Herkes akıbetini görecektir. O gün den ve o mahkemeden kaçıp kurtulacak bir sığınak da yoktur.

Kulun mutlak anlamda melik olması düşünülemez. Çünkü o, her şeyden müstağni değildir. Allah’tan başkasına ihtiyacı olmasa bile, Allah Teâlâ’ya muhtaç olarak hayata başlamıştır. Ayrıca, her şeyin kula ihtiyaç duyduğu da düşünülemez. Tam aksine, varlıkların birçoğunun ona ihtiyacı yoktur. Fakat bazı şeylerin ona ihtiyaç duyup yine bazı şeylerden müstağni olması düşünüldüğünde, onun mülkten bir bölümüne sahip olduğu düşünülür.

Kullar içinde gerçek mülk sahibi, Allah Teâlâ’dan başkasına sahip olmayandır. Hatta aziz ve yüce olan Allah dışında her şeye karşı müstağni durandır. Bununla birlikte o, askerlerinin ve halkının kendisine itaat ettiği memleketine sahip olur. O kimsenin özel memleketi ise kalbi ve kalıbıdır. Askerleri ise şehveti, öfkesi ve hevasıdır. Halkı ise dili, gözleri, elleri ve diğer âzâlarıdır. O, bütün bunlara hâkim olup da kendisi boyun eğmediğinde, itaat ettirip itaat etmediğinde, kuşkusuz kendi dünyasında hükümdarlık derecesine ulaşmış olur. Bir de buna, tüm insanlara karşı müstağni oluşunu, tüm insanların ise âhiret ve dünya hayatında kendisine ihtiyaç duymasını ilave ettiğinde, o, yeryüzü âleminin hükümdarı olur.

Bu, Allah’ın selâmı onların üzerine olsun ki peygamberlerin rütbesidir. Çünkü onlar, âhiret hayatına ulaşma konusunda aziz ve yüce olan Allah dışında hiç kimseye ihtiyaç duymadılar, tam aksine herkes onlara ihtiyaç duydu. Bu meliklik ve hükümdarlık konusunda onları, peygamberlerin vârisleri olan âlimler izler. Onların sultanlıkları ise kulları irşad etme güçleri ve kendilerinin irşad edilmeye ihtiyaç duymamaları oranındadır.

Bu özelliklerle kul, sıfatlar konusunda melekler derecesine ulaşır ve Allah Teâlâ’ya bu özelliklerle yaklaşabilir. Bu mülk ve hükümdarlık, mülkünde ortağı bulunmayan gerçek Melik’ten kuluna bir ihsandır.

İmam Gazali, Esmaül Hüsna Kitabı

Bir idarecinin âriflerden birisine “İhtiyacını bana söyle (ki karşılayayım)” deyince o ârif kişi ona şöyle demiştir: “Bunu bana sen mi söylüyorsun?! Benim iki kölem vardır ki onlar senin efendilerindir.” İdareci: “Kimdir onlar?” diye sorunca, ârif kimse şöyle dedi: “Hırs ve hevâ. Ben onlara galip geldim, sen ise onlara yenildin. Ben onlara hâkim oldum, sen ise onların eline geçtin.” Arif kişi ne kadar doğru bir söz söylemiştir.

Adamın biri, bir şeyhe: “Bana nasihatte bulun.” deyince, diğeri şöyle dedi: “Dünyada melik/sultan ol ki âhirette de melik olasın.” Adam: “Ben bunu nasıl yapabilirim?” diye sordu. Şeyh: “Dünyada zâhid olursan âhirette hükümdar olursun.” dedi. Yani, dünya ile ilgili ihtiyaçlarını ve arzularını ortadan kaldır; şüphesiz sahip olma ve hükümdarlık, özgürlük ve ihtiyaç duymamakta gizlidir.

EL-MELİK İSMİNİN KUR’AN ÜZERİNDEN VERDİĞİ MESAJ

“Gerçek hükümdar” olan Allah’ın (c.c.) “Melik” ismi Kur’an-ı Kerim’de beş defa geçmektedir.

Yusuf suresinde Mısır kralı için “Melik” kelimesi kullanılmış. Bakara Suresi, 246. Ayette komutan Talut için yine “Melik” kelimesi kullanılmış. Fatiha Sûresinde ve Ali İmran 26. Ayettede “Malik” ismi, Kamer Suresi, 55. Ayette de “Meliyk” ismi zikredilmiş.

Bu isimlerin Kur’an bütünlüğü içinde verdiği mesajlardan biri de şudur: Ey insan! Mülkün gerçek sahibi Allah’tır. Sen onun mülkünde emanetçisin.

Kainatı yaratan ve koyduğu tabiat kanunlarıyla evreni idare ve yönetimine kimseyi ortak etmeyen”Melik’e iman eden bir mü’min, tabiatı Allah’ın mülkü kabul ettiğinden, yeryüzünde Allah’ın döşediği yaygılar üzerinde yürür gibi hiçbir güzelliğe zarar vermeden yürür.

Her gün namazında “Nas” suresini okurken insanların tek hükümdarı Allah olduğunu ikrar ederek, Allah’ın kullarının bir tek kılına bile haksız yere dokunmaz.

Krallar, Şahlar, Padişahlar, Cumhurbaşkanları da yönetimlerinde “Melik” olan Allah’ın yönetim kurallarına uyarlarsa başarı sağlarlar. “Melik” olan Rabbimiz kul ları arasında Mü’min, kafir ayırımı yapmadan, dil, din, ırk ayrımı yapmadan can, ten, beden veriyor. Kimsenin tekeline bırakmadan hava ve güneş veriyor.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Oldukça kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar.”

Kamer, 55

De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediği ni alçaltırsın; hayır senin elindedir. Gerçekten sen, her şeye güç yetirensin. “

Âl-i İmrân, 26

“Allah, gerçek mülk sahibidir. O’nun bu sıfatı, yücelik, büyüklülük ve üstünlük sıfatlarındandır. Her şeye egemen olan, bütün işleri bir düzen içinde yürütüp idare eden O’dur. Kullarının üzerinde mutlak tasarruf sahibidir. Emir ve yasaklar koymak, sonra da bunlara uyanları ödüllendirmek, uymayanları da cezalandırmak O’nun hakkıdır. Yer ve gökler O’nundur. Bütün her şey O’nun mülküdür. İnsanlar O’nun kölesidirler ve daima O’na muhtaçtırlar.” (Teysiru’l-kerîmi’r-rahmân, 5/620.)

Melik ismi, gerçek anlamda her yönüyle yalnız Allah içindir.

Bu sıfat, Allah’ın diğer bütün kemâl sıfatlarının var olmasını zorunlu kılar. Çünkü gerçek bir melik olan varlığın hayat, kudret, irade, görme, işitme ve konuşma gibi sıfatlara sahip olmaması düşünülemez. Emretmeyen ve yasaklamayan, ödüllendirmeyen ve cezalandırmayan, veren veya vermeyen, aziz veya zelil kılmayan, ikram ve ihsanda bulunmayan, intikam alan veya affeden, alçaltan veya yükselten, emir ve yasaklarını kullarına tebliğ ede cek peygamberler göndermeyen bir varlık nasıl melik olarak nitelenebilir ki? Gerçek melik olan bir varlıkta, bu sıfatlardan hangisi bulunmaz ki?

Görünen o ki, Allah’ın isim ve sıfatlarını inkar edenler, kendi melikliklerini Allah’ın melikliğinden daha mükemmel ve üstün görmektedirler. Bunlar kendileri için kabul ettiklerini Allah için kabul etmemektedirler. Oysa gerçek meliklik sıfatı, emrinde bulunan şeyler üzerinde tasarruf edebilmeyi zorunlu kılar. Bu varlıkta olan her şey Allah tarafından yaratılmıştır. Bu yüzden O’nun eksiksiz ve mükemmel melikliği başkasına dayanmaz. Buna karşılık her varlık O’na dayanır. Var olmaları, O’nun yaratması ve dilemesine bağlıdır.

Allah’ın gerçek mülk sahibi olması, O’nu övmekle yakından ilgilidir. Bu yüzden “Mülk de O’nun, hamd de O’nun” denilmiştir. Allah’ın hamd ve mülk sahibi olması konusunda insanlar üç kısma ayrılmışlardır. Peygamberler ve onların izinden gidenler, mülk ve hamdin yalnız Allah’a ait olduğunu kabul ettiler. Bunlar, Allah’ın mutlak Kâdir olduğunu, hüküm ve hikmet sahibi olduğunu ve bütün kemâl sıfatların O’nda bulunduğunu kabul etmişler, O’nu her türlü eksiklikten ve varlıklara benzemekten tenzih etmişlerdir. Ehlisünnet ve’l-cemaatin görüşü budur. Bunun dışındaki mezhep ve gurupların iddiaları geçerli değildir, peşlerinden gidilmez.

“Allah, gerçek Rab, gerçek melik ve gerçek ilâhtır. O, Rab oluşu ile bütün varlıkları yaratmış, Melik oluşu ile hepsine üstün gelmiş, ilâh oluşu ile de onlara kendisine ibadet etmelerini emretmiştir. Bu üç sözcüğün içerdiği derin anlamları, yücelik ve ululuğu iyi düşün. Allah bu üç sözcüğü en güzel bir ifade ve üslup ile Nas sûresinde birlikte zikretmiştir: “İnsanların Rabb’i, İnsanların Mâliki ve Insanların İlâhı”. Bu üç tamlama, imanın bütün temellerini ve Allah’ın güzel isim ve sıfatlarının anlamlarını kapsamaktadır. Bu üç tamlama, el-Esmâü’l-hüsnâ’nın anlamlarını şöyle kapsar:

İnsanların Rabb’i tamlaması Allah’ın şu isim ve sıfatlarını kapsamaktadır: Kâdir, Hâlik, Bâri’, Musavvir, Hay, Kayyûm, Alim, Semi’, Basîr, Hasen, Mün’im, Cevâd, Mu’tî, Mâni’, Dâr, Nâfi’, Mukaddim, Muahhir, Mudil ve Hâdî. Allah bu ve benzeri birçok isim ve sıfatı hakkıyla hak edendir.

İnsanların Maliki tamlaması, Allah’ın emreden, yasaklayan, aziz veya zelil kılan gibi kulları üzerinde dilediği şekilde tasarruf sahibi olduğunu belirten isim ve sıfatları kapsar. Allah’ın gerçek Mâlik olduğunu belirten isim ve sıfatlar şunlardır: Aziz, Cebbâr, Mütekebbir, Hakem, Adl, Hâfid, Râfi’, Muiz, Mudil, Azim, Celîl, Kebir, Hasîb, Mecîd, Veli, Müteâlî, Mâliku’l-mülk ve Muksit. Tüm bu isim ve sıfatlar, Allah’ın mülk sahibi oluşuna ve dilediği şekil de tasarruf yetkisine sahip olduğuna işaret etmektedir.

İnsanların İlâhı tamlaması ise, Allah’ın bütün celâl ve kemâl sıfatlarını kapsar. Güzel ve yüce isim ve sıfatların tamamı bu tamlamanın kapsamına girer. Böylece bu üç isim (Rab, Mâlik, İlâh) esmâ-i hüsnânın bütün anlamlarını kapsamış olmaktadır. Allah’ın bu isimlerle kendisine sığınanları koruması, himayesine alması, insan ve cinlerin musallat olmasına ve vesvese vermesine mani olması haktır.” (İbn Kayyim, “el-Fevâid”, 2/249.)

El-Melik İsminin Kökeni

Sözlükte “sahip olmak, elinin altında bulundurup tek başına tasarruf etmek” manasındaki mülk (melk, milk) kökünden türemiş bir sıfat olan melik, bir Kur’an terimi olarak “görünen ve görünmeyen âlemlerin sahibi” demektir. Râgıb el-Isfahânî, melik isminde akıl sahibi canlılara emir ve yasaklarıyla hükmetme manası bulunduğuna dikkat çeker ve “insanların meliki” (Nâs/2) denmesine karşılık “nesnelerin meliki” gibi bir ifadenin kullanılamayacağını söyler (Müfredât; “mlk” md.) “Mâlik olma, kudret ve tasarrufu altında bulundurma” anlamındaki mülkün sadece Allah’a mahsus olduğu otuz kadar âyette tekrarlanmış, bunların yarıdan çoğu “görünür ve görünmez âlemler” manasına yorumlanabilecek “semâvât ve arz” çerçevesinde şekillendirilmiş, dört yerde de ahiretteki mülkiyete atıfta bulunulmuştur. “Hükümranlık, kudret ve azamet” manasına alınan ve daha çok görünmeyen âlem için kullanılan “melekût” kelimesi, Cenâb-ı Hakk’a izafe edildiği iki âyette Allah’ın her şeyin mülkiyet ve tasarruf hakkını kendi elinde bulundurduğunu ifade eder.

Allah’ın güzel isimlerinden biri olan “Melik“, “hükümdar, kral” demektir. “Melik” sözcüğü, “Me-Le-Ke” fiilinden türe miştir. “Me-le-ke”, “malik ve sahip olmak” demektir. Kelime, hem bir şeye sahip olmayı, hem de kuvvetli olmayı çağrıştırır. Sahip ve malik anlamında “melik, malik, melîk” kelimeleri kullanılır. Mastarı olan “mülk”, sahip olunan ve üzerinde tasarrufta bulunulan şeyi ifade ettiği gibi, tasarrufta bulunmayı da ifade eder. Bu tasarruf öncelikle insanlar, daha sonra da mallar üzerindeki tasarruftur. Nitekim Yüce Allah için “İnsanların Meliki” denilirken, O’nun insanlar üzerinde mutlak tasarruf sahibi olduğu anlatılmak istenir. Melik malik olma, malik olunan şey üzerinde istenildiği gibi tasarrufta bulunmayı gerektirir. Bu anlamda, mutlak melik ancak ve ancak Allah’tır; çünkü Kur’an’da mülkün yalnızca Allah’a ait olduğu defalarca tekrarlanmaktadır.

Bütün kâinat Allah’ın mülküdür ve Allah mülkünde dilediği gibi tasarruf sahibidir. Ne var ki, Allah âdil, hak ve tek ilâh olduğu için kâinatta hiçbir dengesizlik ve haksızlık olmaz. “Melik” sözcüğünün “hükümdar” veya “devlet başkanı” anlamında kullanılmasına İslamiyet’in ortaya çıkışından önce de rastlanmakta ve genellikle yabancı ülkelerin hükümdarlarını ifade etmek için kullanılmaktaydı. “Melik” sözcüğü İslam tarihinde ilk olarak Emevî devletinin kurucusu Muaviye tarafından kullanılmıştır. Ancak Dört Halife [Hulefa-i râşidin] döneminde icra edilen yönetim ilkelerine aykırı bir idareyi akıllara getirdiği için, Muaviye’nin “melik” unvanını alması iyi karşılanmamış, hatta bazı âlimler tarafından şiddetle kınanmıştır.

Türkçeye de geçmiş olan mülk, mülkiyet, memleket, memalik, temlik, temellük, melik, mülûkiyet, mamelek gibi kelimeler de aynı kökten gelen ve içeriğinde sahip olma ve tasarrufta bulunma anlamlarını barındıran sözcüklerdir.

EL-MELİK İSMİNİ KAİNAT KİTABINDA OKUMAK

Bu isim, kâinatta “Sahip olma, hâkim olma, mâlik olma” olarak tecelli eder. Bu dünyada “Bunun gerçek sahibi kim?” sorusunun tek cevabı vardır; o da Melik olan Allah’tır. Dünyaya bir ev dersek, insan bu evin içinde kiracıdır.

Dünyada “Bu Benim” Demenin Bir Bedeli Vardır

Kur’an rehberliğinde, kâinat kitabını okuyan her insan şunu anlar: Sahibi göründüğü, kullandığı, istifade ettiği hiçbir şey onur değil, onda emanettir.

(Kur’anda birçok örnek arasında, kâinat kitabını okumada, insanın emanetçi olduğu gerçeğini iliklerine kadar hissettirmede Vâkia sûresinin 57-74 ayetleri harika bir örnektir.)

Bazen insanlar emanetçi oldukları gerçeğini unuturlar. Bunun mâliki, sahibi benim anlamında “Şu benim, bu benim” ifadelerini çok kullanırlar. Oysaki “benim” demenin bir bedeli vardır. Mesela biri, “Şu kalem benim, şu ayakkabı benim, şu gözlük benim…” dediğinde, “Parasını verdi ve onları aldı” şeklinde anlarız. Bunu diyen kişiye sorarız, o kalemle yazdığın elin de parasını verdin mi? Ya gözlüğü taktığın gözlerin, ayakkabıları giydiğin ayağın da parasını verdin mi? …

“El benim” dediğinde, “kol da benim”, kolun takıldığı “beden de benim”, o bedenin içindeki “hücreler de benim”, o bedenin varlığının devamı için gerekli olan “güneş, hava, su, toprak kısaca kâinat da benim” demiş olursun.

Diyebilir misin?

Hayır! Allah böyle demeyi imkansız kılan bir düzen yaratmış. “Bir şeyin sahibi benim demenin yolu, her şeye sahip olmaktan geçiyor.”

Bir atomu, bir hücreyi yaratan kim ise, bütün kâinatı yaratan da O’dur. Kâinatı yaratan kimse, incir çekirdeğini yaratan da O’dur. Bütün bunların ortak mesajı da şudur: LÂ MELİKE İLLALLAH/Bütün bunlara Allah’tan başkası malik olamaz.

Peki, İnsanı Aldatan Nedir?

İnsanı aldatan zannıdır. Hayatın içinde bu zannın yansımalarını “Hayat benimdir, dilediğim gibi yaşarım” diyenlerin ifadelerinde çokça görmek mümkün. Bu zanna mağlup olanlar, ikinci sermayenin kendilerinin olduğunu zannediyorlar.

Ne demek, ikinci sermaye? Elimize-ayağımıza, gözümüze-kula ğımıza, ruhumuza, aklımıza, kalbimize, midemize zarf olan vücudu muza, ilk sermaye diyoruz. İlk sermaye ile elde ettiğimiz: Ev, araba, çoluk-çocuk gibi sahibi göründüğümüz her şeye de ikinci sermeye diyoruz.

Soru şu: Birinci sermeye olmasaydı, ikincisi olur muydu? “Olmazdı” dediğimizde hayat Allah’ın verdiği bir emanettir, emanetin sahibi nasıl istiyorsa öyle yaşamam gerekir” gerçeği ayan beyan ortaya çıkar.

Peki, O Zaman İnsanın “Benim” Demesine Neden İzin Verilmiştir?

Güzel bir soru. Rabbimiz dileseydi, bizi “ben ve benim” gibi ifadeleri kullanamayacak bir donanımda yaratabilirdi. Allah’ın insana bu ifadeleri kullanma izni vermesindeki temel sebep “sorumlul bilinci” vermektir.

Emanet ahlakıyla, bu bilincin farkından olanlar:

Göz benim, bunun baktığı her şeyin,
El benim, bunun tuttuğu her şeyin,
Ayak benim, bunun gittiği her yerin sorumlusu BENİM derler.

Bu bilincin farkında olmayanlar, emanet sahibine karşı kendilerini sorumlu hissetmedikleri için “Göz benim değil mi, istediğim bakarım…” derler.

Kısaca, insan geçici olarak sahibi olduğu ve benim dediği her şey için, “Nasıl ve nerede kullandın” sorularına muhatap olacağı için emanetin gerçek sahibine karşı sorumludur.

EL-MELİK İSMİNİN PEYGAMBER EFENDİMİZDEKİ TECELLİSİ

Bu esmâ peygamber Efendimizde ’emanet ahlakı ve sorumluluk ahlakı’ olarak tecelli etmiştir.

Emanet Ahlakı

Yukarıda örneğini verdiğimiz kâinat kitabı okumalarını en güzel yapanların başında, Peygamber Efendimiz geliyordu. Efendimiz de emanet bilinci zirvedeydi. O yüzden en baskın sıfatlarından biri güvenilir insan anlamında EL-EMİN olmuştu. Efendimizin hayatı baştan sona “Hayat bir emanettir, nasıl yaşanırsa, emanetin sahibi razı olur?” sorusuna cevaptır.

Efendimiz;
Gözün bir emanet olduğunu bildiği için, harama nazar etmemiş,
Ağzın bir emanet olduğunu bildiği için, ağzına haram lokma koymamış, ağzından kötü söz de çıkmamıştır.
Elin emanet olduğunu bildiği için, elini hiç harama uzatmamış,

Kısaca, bu esmânın örnek insan olan Peygamber Efendimiz(sav)’deki tecellisi, sahibi göründüğü her şeyin emanet olduğunu bilme ve emanetin sorumluluğunu bütün davranışlarında hissetme şeklinde olmuştur.

KALPLERE ŞİFA “EL-MELİK” İSMİ BANA NE DİYOR?

EL-MELİK “İSM-İ ŞERİF” HÜKMÜNCE KUL İÇİN GEREKEN ŞEY

Kendisinin önü, sonu nereye varacağı belirsiz bir serseri değil, Alîm ve Habîr, Rahîm ve Kadir bir hükümdarın hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu ve hayatı boyunca, iyi kötü bütün söylediklerinin, yapıp ettiklerinin, görüp işittiklerinin kamusu muntazam kayıtlarla tespit ve tescil edilmekte olduğunu ve mahkeme-i kübrâda bütün bu dosyaların ortaya dökülüp hesabı sorulacağını kati surette bilerek giderini ona göre ayarlamaktır. Hele yüksek mevkiler, hudutsuz salahiyetler çok defa insanı sarhoş eder. Öte taraftan mürailerin, dalkavukların uyuşturucu sözleri de insana kendisini düşünmeyi güçleştirir. İşte o zaman gurura, hodkamlığa kayar. Kendisini hiçbir şey değilken âmir yapan, hükümdar yapan, her şey yapan Hâlik zü’l-Celâl’ini ve buyruklarını unutur, isyan eder. “Küfrân-ı nimet “te bulunur, gazabına çarpılır ve bir daha da onu kimse kurtaramaz. Dünyanın bir gölge gibi geçici nimet ve devletleriyle gevşeyip bayılmamalı, o nimeti vereni düşünüp daha ziyade ayılmalı, O’nu veren Allah’ın almaya da kadir bulunduğunu ve düşmez kalkmaz yalnız Allah’tan başka olmadığını bilmeli de kendisinin nihayet muayyen bir zaman için ücretle tutulmuş bir çoban vaziyetinde olduğunu ve idaresi altındaki koyunların hastasına bakar, geride kalanlarını gözetirse ücretini almaya hakkı olacağını, böyle yapmazsa mücazata çarpılacağını asla unutmamalı. Günün birinde bu muvakkat tasarruf kudreti, müddeti bitip de hakiki sahibine dönünce bu hakikat anlaşılır. Lakin onu sonradan değil, önceden anlamak ve ona göre ondan faydalanmak gerektir.

El-Melik İsmini Bilmenin Faydaları

Allah bizim tek Rabb’imiz, Malik’imiz ve İlâh’ımız olduğuna göre sıkıntı ve musibet zamanlarında O’na sığınmaktan başka çaremiz yoktur. Bizim O’ndan başka bir sığınağımız, barınağı mız ve mabudumuz yoktur. Bu yüzden sadece O’na dua edilmeli, yalnız O’ndan korkulmalı ve O’na umut bağlanmalıdır. O’ndan başka kimse sevilmemeli, boyun eğilmemeli ve itaat edilmemelidir. Yalnız O’na güvenip dayanılmalıdır. Zira umut bağladığın, korktuğun, dua ettiğin, kendisine güven duyup dayandığın, seni terbiye eden, işlerini üslenip onları bir düzene koyan ve idare eden Rabb’indir. O’ndan başka Rab yoktur. O, aynı zamanda senin ve bütün varlıkların gerçek Malik’idir. Sen de dahil bütün varlıklar O’nun mülküdür. Rabb’in ve Malik’in olan, aynı zaman da senin gerçek İlâh’ın ve mabudundur. Bir an bile O’na ibadet etmekten uzak durmamalısın. Senin O’na olan ihtiyacın, hayata ve ruha olan ihtiyacından daha fazladır. O, senin ve bütün varlıkların gerçek İlâh’ıdır. O’ndan başka gerçek İlâh yoktur.

Gerçek bir Rabb’e, Mâlik’e ve İlâh’a sahip olduğunun bilincinde olanlar, O’ndan başkasına sığınmaz, O’nun dışında kimseden yardım istemez ve O’nun himayesinden başka himaye aramazlar. Allah, gerçek Rab, Mâlik ve İlâh olmakla, kendisine inananların tek koruyucusu, hamisi, yardımcısı, destekleyicisi ve dostudur. Onların bütün işlerini üslenmiş ve himayesine almıştır. Kul, sıkıntı ve felaket anlarında, düşmanlarıyla karşılaştığı anlar da nasıl Rabb’ine, Mâlik’ine ve İlâh’ına sığınmasın ki?

EL-MELİK İSMİYLE DUA

Ya Rabbi! Sen, mülkün yegâne mâliki olan Melik ve Mâlikü’l Mülk’sün. Sen, bizi mülkünde misafir ediyor, misafirlik süresince neye, ne kadar ihtiyacımız varsa onları bize veriyorsun.

Ya Rabbi! Ne olur, verdiğin her şeyin emanet olduğunu bilmeyi, emanetleri razı olduğun şekilde kullanmayı bizlere nasip eyle.

Emanetin olan kalbimizde, seni ve sevdiklerini misafir etmeyi, Emanetin olan dilimizde, seni zikretmeyi, Emanetin olan aklımızla, seni tefekkür etmeyi, Emanetin olan çocuklarımızı, razı olduğun şekilde yetiştirmeyi, Emanetin olan malı, mülkü serveti razı olduğun yerlerde harcamayı, Emanetin olan vahyi, içimize indirmeyi, içimize sindirmeyi, onun güzelliklerini davranışlarımızda gösterip muhtaç gönüllere taşımayı bizlere nasip eyle!

Ya Rabbi! Ne olur, bizlere esmâ ile ahlaklanma yolunda yardım eyle! Bu isimlerin Peygamber Efendimizdeki tecellisi olan emanet ahlakını ve sorumluluk ahlakını, bizim de ahlakımızın ayrılmaz parçası eyle!

SONUÇ

Allah, gerek görünen evrenin (semavat ve arz) gerekse görünmeyen âlemin (ahiret, melekût âlemi) yegâne maliki, sahibi ve hükümdarıdır. Allah sahip olduğu bütün âlemlerin üzerinde mutlak egemendir. O’nun izni olmaksızın bu âlemlerde hiçbir şey olamaz. Hükümranlığını sonsuz ilmi, kudreti, irade ve yaratmasıyla sürdürür.

Yüce Allah’ın Melik ismi ile “mülk” kavramı arasında sıkı bir ilişki vardır. Kâinatın Melik’i olan Allah, aynı zamanda kâi nt mülkünün de tek sahibi ve tasarruf edicisidir. Bu anlamda mülk, hükümdarlığın tasarrufu altındaki varlıklar anlamını taşır. Bütün kâinat Allah’ın mülküdür yani O’nun hükümdarlığının icra alanıdır. Velhamdulillahirabbilalemin…

KAYNAKLAR:

  • Ali Osman Tatlısu, Esmâü’l-Hüsnâ Şerhi
  • İmam Gazali, Esmâü’l-Hüsnâ Kitabı
  • İbnu’l-Kayyım el-Cevziyye, Esmâü’l-Hüsnâ
  • Mahmut Toptaş, Esmâü’l-Hüsnâ Şerhi
  • Veli Tahir Erdoğan, Peygamber Efendimiz(sav) Örnekliğinde 99 Esmâ Bana Ne Diyor?
  • Nurettin Durman, 99 Yazar 99 Esmâ
  • Furkan TV Esmâü’l-Hüsnâ Serisi

Yazımızda bulunan alıntıların telif hakkı yazarlarına/yayınevlerine aittir.