Es-Selam İsmi Şerifi | Kalplere Şifa Esmâü’l-Hüsnâ Şerhi

Es-Selam isminin tanımı ve Kur’ân üzerinden verdiği mesaj nedir? Es-Selam ismini kainat kitabında nasıl okuyabiliriz? Es-Selam isminin Peygamber Efendimiz (sav)’deki tecellisi nasıldır? Kalplere şifa “Es-Selam” ismi bana ne diyor? Es-Selam ismi şerifi ile dua nasıl yapılır?

Es-Selam: Her çeşit arıza ve hadiselerden salim kalan, her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran. Cennet’teki bahtiyar kullarına selam eden.

Kalplere Şifa Esmaül Hüsna Kartı “Es-Selam” İsmi Şerifi (PDF İndir)

PDF dosyasını indirmekte sorun yaşayan kardeşlerimiz Telegram kanalımıza katılıp oradan yüksek kaliteli versiyonunu indirebilir. Birr Mektebi Telegram kanalımıza katılmak için tıklayınız. 😊

ES-SELÂM İSMİNİN TANIMI ve KUR’AN ÜZERİNDEN VERDİĞİ MESAJ

Es-Selam ism-i şerifi mastardır. Dertten, beladan, ayıptan, kusurdan beri olmak manasınadır. Esas itibarıyla mastarlardan isim olmaz. Fakat mübalağa manası gözetilerek mastarlardan isim yapıldığı vardır. Şu halde mana, her türlü noksandan, ayıptan, afetlerden ve belalardan son derece salim ve münezzeh bulunan demek olur. Bu ifadeye göre bu “ism-i şerif”te El-Kuddûs “ism-i şerif”ine yakın bir mana bildirmekte ise de, bu daha ziyade istikbale aittir.

Yani Allahu Teâlâ’nın gerek zatı, gerek sıfatı ileride en ufak bir tagayyüre, bir değişikliğe uğramaktan münezzehtir. O, ezelde nasılsa ebedde de öyledir, O, asla yok olmaz, ilmi gevşemez, kudreti kesilmez, mülkü elinden çıkmaz…

Bu sıfat da ancak Allahu Teâlâ’ya mahsustur. O’ndan başka salim kalacak yoktur. Mahluk varken yok olur, sultanken kul olur, bilirken cahil, muktedirken hiç olur. Hiçbir varlığa inanılmaz, hiç kimseye güvenilmez; bir anda hepsi yalan oluverir.

ES-SELAM “İSM-İ ŞERİF”İNİN BAŞKA BİR MANASI

Es-Selâm “ism-i şerif”i; gerek dünyada, gerek ahirette tehlike içine düşen kullarını, isterse selamete çıkaran diye de tefsir edilmiştir. Öyle ya, her türlü selametin sahibi ancak O olduğu gibi, istediğini selamete erdirecek olan da ancak O’dur.

FELAKET VE BUHRANLI DAKİKALARDA DİN VE İMAN KUVVETİ

Hayatta bazen öyle hadiseler olur ki, bu hadiseler karşısında insan müthiş bir fırtınaya tutulmuş vapur gibi ızdırap dalgaları arasında çalkalanır durur. Vapurun kaptanı olduğu gibi, vücudun kaptanı da akıl ve ilimdir. Fakat onu destekleyecek olan kuvvet de imandır, iman muvazene temin eder. Muvazene de selamete çıkaracak bir sebep olur. İman yoksa muvazene de yok. Muvazene olmayınca selamete çıkar bir yol da yok demektir. Farz edelim, denizin ortasında azgın dalgalar arasında teknesinin battı, batıyor vaziyetine düşen kaptanın orada biricik dayanıp güveneceği kuvvet, kalbinde Allahu Teâlâ’ya olan imanıdır. O bilir ki, her türlü selametin biricik sahibi, yaratanı, bağışlayanı yalnız Allah’tır ve inanmıştır ki, Allahu Teâlâ merhametlidir, kudretlidir, bütün işleri hikmetlidir. Artık o, Allah’ın hükmüne ve kendi hakkındaki emr-û fermanına razıdır. Allah’ın yardımından ve merhametinden asla ümidini kesmez. Kalbinin bir tarafında korku varsa, öte tarafında da ümit bulunur. Korku ile ümitten meydana gelen muvazene içinde yeise kapılmaz, işini şaşırmaz, manasız telaşlarla vahameti arttırmaz. Bilakis soğukkanlılığını muhafaza eder, vaziyete göre tedbir alır, kumanda verir, ondan ötesini Allah’a bırakır. Onun yaratıp sevk edeceği fırsatları gözetir ve her fırsattan sükûnetle faydalanarak böylece selamet sahiline çıkar. Fakat bu inancı ve bu kuvveti bulamayan kalplerde yalnız korku hâkimdir. Müthiş bir yeis bütün kalbi kaplamıştır. Orada hiç bir ışık, hiçbir ümit yoktur. İşte bu yeis hali daha büyük felaketlere yol açabilir. Her zaman görüp ve işitip duruyoruz ki, muvazenesini kaybederek kendisini fazla yeis ve ıstıraba kaptıranlarda hemen barut gibi ateş almak, olur olmaz hiddetlenmek, düşünmeden her şeye saldırmak gibi gayri tabii ve zararlı haller görülür. Onun için kalpleri perişan, fikirleri kararsızdır. Çaredir diye asılsız şeyler araştırır, tedbirdir diye yanlış şeylere başvurur. Halbuki böyle yapmak zaten mevcut olan mazarrata daha başka mazarratlar eklemekten, durumu bütün bütün kötüleştirmekten başka bir şeye yaramaz. Bu cihetten bu gibi hallerde muvazeneli bulunmak Allah’ın büyük nimetidir. Çünkü muvazenesizliğin neticesi -Allah’a sığındık- ya intihar ya tecennün… İşte bu da bu surette helak girdaplarına batar gider. Şayet kurtulmaları mukadder değilse imanlısı da, imansızı da dalgalar veya ızdıraplı hadiseler arasında görecekleri boğulur gider. Bunlar görünüşe göre hayatlarının sonucu itibarıyla birleşmiş gibi olsalar da ölümden sonra muamele ayrıdır.

Allahu Teâlâ buyurmuştur ki: “Kullarımdan bir kuluma bedeni, yahut malı, yahut evlâdı yüzünden bir musibet verirsem o da bunu sabr-ı cemîl ile karşılarsa, kıyamet günü kendisi için mizan kurmaktan yahut amel defterini açmaktan haya ederim.” (Bir hadis-i kutsi meali.)

İşte iman sahibi “sabr-ı cemîl”i sebebiyle Hakk’ın o büyük mükâfatına erecektir.

“Sabr-ı cemîl” ne demektir? İnsanın mukadderatı içinde hoşuna giden hadiseler olduğu gibi hoşlanmadığı hadiseler de olur. Bunların hepsi de Allah’ın hükmü, emir ve fermanı neticesidir. Hoşlanmadığı hadiseleri de hoşuna giden hadiseler gibi karşılayabilmek “sabr-ı cemîl”dir. Bunun izahı, öfkelenmemek, yeise dalmamak, önüne gelene halinden şikayet etmemek, hele ağzından Allah’ın hükmüne itiraz yollu bir söz kaçırmamaktır. İşte tam olgunluk nişaneleri…

Her zaman için ve bilhassa hayatın korkunç safhalarında din ve iman kadar kalbe metanet veren bir kuvvet yoktur. (Ali Osman Tatlısu)

YİNE BU İSM-İ ŞERİFİN BİR TEFSİRİ OLMAK ÜZERE

“Cennetteki bahtiyar kullarına selam eden” denmiştir. Ya-sin suresi 58. ayette buyurmuştur: سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ

Meal-i Şerifi: Ehl-i cennete, Rahîm olan Rab’dan doğrudan doğru söylenme bir selâm da vardır. Bu ayetteki Er-Rahîm ism-i şerifi; sonunda müminleri rahmetiyle muratlarına erdirici demek manasındadır.

“Es-Selam, Zâtı, tüm ayıplardan; özellikleri, eksikliklerden fiilleri kötülüklerden sâlim olandır. Varlık alanındaki tüm selâmet, ancak O’ndan olup, O’ndan kaynaklanmaktadır.

Hile, kin, haset, kötülüğü istemek gibi şeylerden, günah ve yasaklardan, baş aşağı düşme ve sıfatlarının değişmesinden uzak olan her kul, Allah Tealâ’ya selâmet bulmuş bir kalple gelecektir. Allah, kullarına karşı es-Selâm’dır.

Kulun, sıfatlarında intikas (baş aşağı düşme) ile aklının, şehvetinin ve öfkesinin esiri olmasını kastediyorum. Ancak gerçek, bunun tam aksidir ki o da şehvet ve gazabın, aklın ve gönlün esiri olmasıdır. Bu durum aksettiğinde, kuşkusuz baş aşağı düşmüş olur. Emirin memur ve hükümdarın köleye dönüşmesinde selamet yoktur. Yine, Müslümanların dilinden ve elinden selâmette olmayan kimse, selâm ve İslam ile nitelenemez. O halde, henüz kendi nefsinden emin olamayan kişi, bu sıfata nasıl sahip olabilir ki?!” (İmam Gazali)

Selâm Sözcüğünün Gerçek Anlamı

İbn Kayyim der ki: “Selâm sözcüğünün gerçek anlamı, kötülük ve ayıplardan beri olmak, onlardan kurtulmak ve esenliğe kavuşmaktır. Selâm sözcüğünden türeyen ve kökü buna dayanan bütün sözcükler, bu anlamlar çevresinde dolaşır. “Selleme kellah” (Allah seni kurtarsın) ve “Selleme fülanün mineş-şer” (filanca kötülükten kurtuldu) gibi cümleler bu tür anlamdadır. Mü’minlerin sırat üzerinde “Rabb’i sellim” veya “Allahümme sellim” (Rabb’im, Allah’ım kurtar, selâmet ve esenliğe kavuştur) şeklinde dua etmeleri de bu anlamdadır. Yine “Seleme’ş-şey’u li fülan” (Bu şey filancaya aittir) cümlesinde “seleme” aidiyet ve sahiplik anlamı taşır. 

Birini zarardan kurtarmak da bu sözcükle ifade edilir. Kur’an’da bütün bu anlamlar kullanılmıştır. Örneğin “Allah bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu?” (Zümer, 29) âyetinde geçmekte olan “selem” sözcüğü, yalnız birine ait olmak, başkasının ortaklığı bulunmamak anlamında kullanılmıştır. 

Selâm, savaş karşıtı olan barış anlamında da kullanılmıştır Şu ayette bu anlamda kullanılmıştır: “Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse sen de ona eğilim göster ve Allah’a tevekkül et.” (Enfal, 61) Çünkü barış ile, savaşan tarafların her ikisi de birbirlerine verdikleri eziyet ve sıkıntılarından kurtulmakta ve rahat etmektedirler. Bu yüzden kelime, müşareke gibi mufaale babında müsâleme (karşılıklı silah bırakma, barışma) olarak kullanılmıştır.

Yine ‘selim kalp” ifadesinde selim, temiz, sağlam, kin ve nefretten arınmış kalp anlamındadır. Ancak gerçek anlamı, kalbi yalnız Allah’a teslim etmek, O’nun dışında bir şeyi orda barındırmamak demektir. Böylece kalp, şirkten, kinden, günahların pisliklerinden ve Allah’a muhalefet etme duygusundan kurtulur ve selim bir kalp olur. Samimiyet ve sadakatle Allah’ın yolunda yürür, O’nunla iyi ilişkiler kurar. Sonuçta kıyamet günü Allah’ın azabından kurtulur ve O’nun ikram ve saygınlığını kazanır.

İslâm sözcüğü de bu kelimeden türemektedir. Çünkü İslâm, kayıtsız şartsız Allah’a teslim olmak, O’na boyun eğmek demektir. Müslüman, şirk ve küfrün pisliklerinden temizlenerek yalnız Allah’a teslim olmuş kimsedir. Bu yüzden Yüce Allah, yalnız Rabb’ine inanan ve O’na teslim olanla birçok efendisi bulunan iki kişinin örneğini bize şöyle vermiştir: “Allah bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu?” (Zümer, 29)

Yine ticari bir muamele şekli olan ”selem” terimi de bu kökten türemiştir. Selemde, zimmetinde olan şeyin selâmetini Rabb’ine havale ederek satma ve ücreti peşin alma söz konusudur. (Selem, bedelin peşin ödenerek malın daha sonra teslim edilmesi esasına dayanan bir satış akdidir.)

ES-SELÂM İSMİNİN KUR’AN ÜZERİNDEN VERDİĞİ MESAJ

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik’tir; Kuddûs’tur; Selâm’dır.” (Haşr, 23)  

Bir hadis-i şerifte ise Hz. Peygamber şöyle dua etmiştir: “Ey Allah’ım! Sen Selâm’sın; Selâm (esenlik) yalnız sendendir. Ey ikram ve celâl sahibi olan! Sen ne yücesin.” (Müslim, 591.)

İbn Arabî der ki: “İslâm âlimleri, bizlerin Allah hakkındaki “Selâm” sözümüzün nispet anlamında olduğu ve takdirinin “selâmet, esenlik sahibi” olduğu konusunda hemfikirdirler. Ancak nispetin burada ne anlama geldiği konusunda üç farklı görüşe ileri sürmüşlerdir. Bunlar:

1- Selâm, hiçbir ayıbı olmayan, her türlü eksiklik ve kusurdan uzak olan demektir.

2- Selâm, huzur ve esenlik sahibi demektir. Yani cennetteki kullarına esenlik, mutluluk ve huzur verendir. Şu âyet bu anlamı teyit etmektedir: “Çok esirgeyen Rab’dan onlara bir de “Selâm” sözü vardır.” (Yasin, 58)

3- Selâm, varlıkları karanlıklardan kurtaran demektir. Bu, el Hattâbî’nin görüşüdür.

İkinci ve üçüncü maddelerdeki anlamlara göre Selâm, Allah’ın fiili sıfatlarından; birinci maddedeki anlama göre ise zatî sıfatlarındandır. Selâm’ın, “kullarını esenliğe çıkaran” anlamında olduğu söylenmiştir.

İbn Kesir ise şunları söyler: “Selâm, zatında, fiillerinde ve sıfatlarında mükemmel oluşu nedeniyle her türlü eksiklikten, noksanlıktan, kusur ve ayıptan salim olan demektir. “

İslam, Müslüman, Teslim kelimeleri Selâm ismiyle aynı kökten gelir. Bu nedenle İslam dini Selâm isminin tecellisidir. Selâm ismi, bu dünyada eksiksiz ve kusursuz bir din olarak tecelli etmiştir. İslam, Allah’ın yasalarına teslim olan insanlara dünyada ve ahirette barış, esenlik ve mutluluk vaad eden bir dindir.

Müslüman kelimesiyle Selâm, İslâm kelimeleri “silm” kökündendir. Efendimiz: “Müslüman: dilinden ve elinden Müslümanların selâmette olduğu/ zarar görmediği kişidir” buyurmuştur. (Buhari 1/9, Müslim iman bab 4, Ebu Davud Cihad Hadis 2481).

Bu ismin, Kur’an bütünlüğü içerisinde verdiği mesajlardan biri de şudur: İlk Peygamberden, son Peygambere kadar bütün Peygamberlerin dini İslam’dır. Bu dine mensup olan bütün insanların ortak sıfatı da Müslümandır. ( Bakara 136; Ali Imran 19)

Selâmette olan, selâmette kılan. “Selâm” kelimesi Kur’anı Kerimde 33 defa geçer ama bunlardan yalnız bir tanesi (Haşr 23) Allah’ın ismi olarak geçmektedir.

Her doğan ölüyor, her yeşeren kuruyor, her yapılan yıkılıyor. Yaratılanların en değerlisi insan doğuyor, büyüyor, ihtiyarlıyor, hastalanıyor, acıkıyor, uyuyor ve ölüyor. “Selâm” olan Rabbimiz bütün bunlardan salimdir. İslâm dinini indirerek selâmet yurdu olan Cennete davet eden, bu dünyada gönüller arasına köprü olan Selâmı öğreten, “Bir selâmla selamlandığınız zaman, ondan daha güzel selâm verin veya aynıyla karşılık verin” (Nisa 86) diyerek, selâm almayı emrederek, nezaket kurallarını öğreten Rabbimiz, Mü’minleri Cehennem azabından selâmette kılandır.

ES-SELAM İSMİNİ KAİNAT KİTABINDA OKUMAK

“Bu isim kâinatta, Allah’ın eksiksiz ve kusursuz işleyen yasalarına teslimiyet olarak tecelli etmiştir.

Müslüman kelimesinin, kelime anlamı teslim olmaktır. Teslim olana Müslüman denir. Teslim olan, istediğini değil isteneni yapar. Bu anlam dikkate alındığında kâinatta her şeyin Allah’ın yasalarına cebri olarak teslim olduğu görülecektir. Kâinat bir insan olsaydı, dini İslam olacak, kâinatın unsurları olan güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, atomlar… Kısaca insan dışındaki bütün varlıkların ortak sıfatı da Müslüman olacaktır.

En büyükten en küçüğe baktığımızda muhteşem bir teslimiyet görürüz. Güneş sisteminin bir parçası olan dünyamız, var olduğu günden beri, vazifesini hiç aksatmıyor, asırlardır hem kendi etrafında dönüyor, hem de güneşin etrafından dönmeye devam ediyor. Maddenin en küçük parçası olan atomun içindeki elektronlar da dünyanın dönme istikametinde, atomun içindeki çekirdek etrafında dönüyor.

Makro ve Mikro Teslimiyet Üzerinden İnsana Verilen Mesaj 

Kâinatta büyük bir teslimiyet var. Bu teslimiyetin sonucu olan muhteşem bir sistem var. Bu sistemde her varlığın görevini yerine getirmesinden kaynaklanan harika bir uyum ve ahenk var. Benzer bir uyum, makro âlem olan kâinatta olduğu gibi, mikro âlem olan insan vücudunda da var. Makro ve mikro âlemin yasalarını koyan Allah, dini kurallar üzerinden üçüncü bir âlem olan insanın soysal hayatı ile ilgili yasaları da koyuyor.

Makro ve mikro âlemler üzerinden insana verilen mesaj şu: Her iki alemde, gördüğün bildiğin, bizzat yaşadığın huzuru kendi dünyana taşımak istersen sen de teslim ol, sen de Müslüman ol.” (Veli Tahir Erdoğan)

ES-SELAM İSMİNİN PEYGAMBER EFENDİMİZDEKİ TECELLİSİ

Selam ismi Peygamber Efendimizin hayatında huzur, teslimiyet ve barış ahlakı olarak tecelli etti. Bu üç ahlak birbirini tamamlıyor: Şimdi bunlara kısaca bakalım.

Huzur ve teslimiyet ahlakı: Peygamber Efendimiz yaşadığı asırda vahye muhatap olan ilk insandı. İslam’ın insanlığa vaad ettiği huzur ve mutluluğu, kendi dünyasında tam bir teslimiyetle yaşayan ilk Müslümandı. İnsanları bizzat yaşadığı huzura çağırdı.

Bu huzur malla, mülkle, servetle gelen bir huzur değildi. Teslimiyetle, Müslüman olmak ve her durumda Müslüman kalmakla gelen bir huzurdu. Mekke’nin ilk yıllarına baktığımızda, ilk Müslümanlar dünyada maddi hiçbir şeyin veremeyeceği bu huzuru bulmak ve bu huzuru bizzat yaşamak için, bütün Mekke’yi karşılarına alma pahasına Müslüman oluyorlardı. İlk Müslümanlar sanıldığı gibi Mekke’nin fakir fukara insanları değildi. Mekke’de Müslüman olanlar arasında Hz. Ebu Bekir, Hz. Hatice, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman bin Avf, Musab bin Umeyr ve Hz. Ömer gibi Mekke standartlarına göre zengin insanlar da vardı.

İslam barış dinidir. Barış, İslam’ın doğasında bulunan huzur ve mutluğun insanlar arası ilişkilere yansımasıdır.

Peygamber Efendimiz ve ilk Müslümanlar şuna inanmıştı: İnsanlığı huzura ve mutluluğa çağırmanın yolu savaştan değil barıştan geçiyordu. Şu soruyla konuyu açalım; Peygamber Efendimiz 23 yıllık Peygamberliğinde 100 binden fazla insanı nasıl kazandı?

Mekke’nin zor şartlarında kazanılan insan sayısı, en yüksek tahmin üzerinden söylersek çoluk çocuk 500 insan bile değildi. Medine’ye hicretten sonra Bedir, Uhud, Hendek savaşları oldu. Savaşın hakim olduğu havada 13. yıldan 19. yıla kadar 6 yılda kazanılan insan sayısı en yüksek tahminle 10 bine yakın insandı.

19. yıldan 23. yıla kadar geçen zaman içinde 90 bin insan nasıl kazanıldı? Bu sorunun cevabı, bütün zamanlarda gelecek Müslümanlara insan kazanmada izlenecek yolu öğretme adına harika bir örnek oluyor.

19. yılda imzalanan Hudeybiye barış antlaşmasıyla kılıçlar kınlarına kondu, silahlar sustu. Fikirler konuşmaya başladı. Müslümanlar Arap yarımadasının her yerinde İslam’ın güzelliklerini sergileme imkanı buldular. Dört yılda barış ortamında kazanılan insan sayısı, 19 yılda kazanılan insan sayısının 10 katı oldu.

Bütün zamanlara verilen mesaj şu: İnsan kazanmak istiyorsanız yönteminiz savaş değil barış olacak. Zira Peygamber Efendimizin savaşlarında, bütün savaşlar karşı taraf başka seçenek bırakmadığı için, mecburen yapılan tercihlerdi.

KALPLERE ŞİFA “ES-SELAM” İSMİ BANA NE DİYOR?

BU MANAYA GÖRE KUL İÇİN GEREKEN ŞEY

Her işinde fanilere değil, yalnız Allahu Teâlâ’ya dayanıp güvenmektir. Çünkü yıkılmayacak ve her türlü afet ve beladan salim kalacak olan yalnız O’dur. Fanilere bağlananlar hayal sukutuna uğrayarak sonunda ağlayanlardır. “Ağaca dayanma kurur, insana güvenme ölür,” diyen büyüklerimiz bu hakikati ne güzel ifade etmişlerdir. 

Selameti yalnız O’ndan bilmek ve yalnız O’na teşekkür etmektir. Allahu Teâlâ her türlü tehlikenin selamet yoklarını ve sebeplerin yaratmıştır, tanzim ve tertip etmiştir. Fakat bu sebepler nihayet bir halas vasıtasıdır. Şu halde tehlikeden selamete çıkan vasıtaya değil, o vasıtayı yaratıp sevk edene teşekkür etmek icap eder. Gerçi vasıtaya da teşekkür edilir ama, Allah’a ortak gibi değil, iyi bir işe vasıta olduğu için. Söz temsili, Allah’ın yaratıp kuluna ilham ettiği selamet sebepleri, denize düşüp de dalgalar arasında bocalayan bir zavallıya atılan “tahlisiye simidi”ne benzer. O simidi tutarak selamete çıkan felaketzedeye bu selameti veren simit midir, yoksa o simidi ona atan mıdır? 

İbni Kayyım’a Göre Es-Selam İsmini Bilmenin Faydaları

1- Allah’ın kulları arasında Selâmı yaymak. Bu, İslâm’ın en belirgin ve en üstün özelliklerinden biridir.

2- Müslümanların, kulun elinden, dilinden, zulüm ve haksızlığından, zarar ve kötülüklerinden emin olmasıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir.” (Buhari, 10; Müslim, 40.)

3-Dinini her türlü şüphe ve bid’atlerden uzak tutmak, nefsani arzu ve isteklerin peşinden gitmemek.

4- Selâmet, aklın şehvet ve öfkenin esiri değil, emiri olmasıdır. Çünkü akıl, emir; şehvet ve öfke ise birer köledir. (Rağıb el-Isfahani, “ez-Zeri’a ilà mekarimi’s-seri’a”. 81.)

ES-SELAM İSMİYLE DUA 

“Ey Allah’ım! Sen Selâm’sın, selâm yalnız sendedir.” Selim olan, selâmetin ta kendisi olan ve selâmeti, kendine teslim olan kullarına bahşeden Allah‘ım! Biz günahkar kullarını affeyle ve cemâlini gören, selâmını duyan o bahtiyarlar sırasına katıver ey lütuf ve kerem sahibi Allah’ım!

SONUÇ 

Selâm, Allah’ın kullarına esenlik ve bereket ihsan edici oluşunu ifade eden bir isim. Kur’an’da Esmâü’l-Hüsnâ’dan biri olarak yalnızca bir yerde Haşr sûresinin yirmi üçüncü âyetinde geçen bu güzel isim/sıfat, gerçek esenlik ve huzurun, gerçek sağlığın ve güvenin Allah’tan geldiğinin işaretidir. Sabah veya akşam namazlarından sonra sıklıkla okuduğumuz Haşr sûresinin yirmi üçüncü âyetinde Rabbimizin güzel adlarından bazısı zikredilir ve bir sonraki âyette “En Güzel isimler O’nundur” denilerek, burada zikredilmeyen diğer Esmâü’l-Hüsnâ da insanın nazarına getirilir.

Selim olan, selâmetin ta kendisi olan ve selâmeti, kendine teslim olan kullarına bahşeden Allah, her türlü noksanlıktan, her türlü beğenilmeyen sıfattan berîdir. Selâm bu demek. Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun yüce Peygamber’in aziz ve celil Allah’ı zikrederken söyledikleri de buna matuftur:

“Ey Allah’ım! Sen Selâm’sın, selâm yalnız sendedir.” Yaratılanlarda görülen ve görülebilecek her türlü eksiklik, hastalık, kusur, zeval ve zaaftan münezzeh olan Rabbimiz mutlak selâmete maliktir. Mutlak selâmete malik oluşuyla da bizi kendine, selâmete, esenliğe, huzura, barışa, gönül genişliğine, selim/sağlam kalp sahibi olmaya, insanda ve toplumda huzuru, güveni ve barışı tesis etmeye, asıl olarak da selâmet yurdu olan cennetine çağırmaktadır.

“İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükâfatlandırılırlar ve orada esenlik dileği ve selâmla karşılanırlar.” (Furkan, 75)

Mümin, Allah’a yakınlaşmak için O’nun sıfatlarıyla sıfatlanmaya, yani O’nun ahlakıyla ahlaklanmaya çalışır. Bu bakımdan müminin de selâm olması, esenlik, barış, huzur ve güven kaynağı olması gerekir. Aramızda selâmı yaymak demek, çok önemli olmakla birlikte sadece birbirimize selâm vermek demek değil, aramızda huzuru, barışı, esenliği, maddî ve manevî sağlığı da yaymak demektir.

Sözlü olarak insanların birbirine “selâm” demesi, “selâm” sözünü duymamız başlı başına çok önemlidir. İnsanların bir birine art niyetsiz yaklaşmasının ana kapısıdır selâm. Ne yazık ki günümüz toplumlarında bu söz metruk hale gelmiştir. Birbirimizin yanından öylece sükût ederek geçmeyi adet edindik. Oysa tek önderimiz Resulullah, tanışmadığı insanlara bile selâm vermeden geçmezdi.

Selâm, ayrıca İslam ile aynı köktendir. Bu bakımdan Müslümanın, bu sıfatı iyi kavraması ve diğer güzel isimler gibi bu isim üzerinde de düşünmesi gerekir. “Selâm olsun hidayete tâbi olanlara.” (Tâhâ, 47)