İlk İslam Üniversitesi Suffa

Suffa kelime manasıyla “üstü hurma dallarıyla kapalı, etrafı açık gölgelik” manasına gelmektedir. İslam Peygamberi Hz. Muhammed(sav)’in Medine’ye hicretinin ardından inşa edilen Mescid-i Nebevi’nin üç bölümünden birisidir. Suffa, sadece kimsesizler için bir barınma yeri değildir. Aynı zamanda bir mektep, medrese ve mescit konumundadır. İlk İslam üniversitesi burasıdır.

İslam’ın ilme bakışı, tüm bâtıl sistemleri yıkmaya, cehaleti kökten kaldırmaya yöneliktir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Efendimiz (sav) büyük bir inkılap gerçekleştirmiştir. Cehaletin en karanlık olduğu çağa bir güneş gibi doğmuş ve etrafını aydınlatmıştır. ‘’Kalk ve uyar!’’ düsturu ile ömrünün sonuna kadar İslam’ı anlatmış; huzurun, barışın, adaletin sağlandığı bir medeniyet inşa etmiştir.

Bu medeniyetin inşasında Efendimiz’ in bizzat yetiştirdiği Ashab-ı Suffa, öncü nesilleri birer tuğla görevi görmüşlerdir. Efendimiz (sav) buraya pek ehemmiyet göstermiş, her türlü ihtiyacını karşılamıştır. Eğitim veren de bizzat kendisi olmuştur.

Onlar Efendimizin mesajını çok iyi anlamışlar ve bunun için hemen harekete geçmişlerdir. İlim onlar için çok kıymetlidir. Aldıkları ilimlerden birini uygulamadan, hayatına geçirmeden diğerine geçmemişlerdir. Onlar için İslam bir hayat nizamıdır çünkü.

İslam’ın yayılmasında, İslamî ilimlerin zemininin oluşmasında ve gelişiminde ümmete öncülük etmiş nesillerdir. Kur’anı Kerim öğrenme-ezberleme, hadis, fıkıh gibi dini bilgilerin yanı sıra dil de öğrenmişlerdir. İlim ve irfan aşkı ile dolup taşan suffalılar içinde nice ekoller yetişmiştir. Hadis ekollerinden Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Mesud, Ebu Hureyre, Bilal-i Habeşiler, Selman-ı Farisiler ve daha niceleri.

Böyle değerli bir mektebin güzide talebeleri aldıkları ilimler ile dünyanın dört bir yanına dağılmışlar ve gittikleri yerlere İslam medeniyetini taşımışlardır.

Ne mutlu nebevi hareketin öncüsü suffalılara!