İncil’de ve Tevrat’ta Peygamber Efendimiz’in Geleceğinden Bahseden Deliller


Allah Azze ve Celle, bütün kitaplarını tam ve hükümler ile beraber göndermiştir fakat zamanla insanlar kitapları içindeki hükümleri kendi menfaatlerine göre değiştirip düzenlediler, tahrif ettiler. Fakat her ne kadar Kur’an dışındaki diğer hak kitaplar tahrif edilmiş olsa da içinde Peygamber Efendimiz(s.a.v)’in geleceğine ve son peygamber olduğuna dair deliller mevcuttur.

Tarih boyunca yeryüzünde hak olan her şeyi silmek isteyen insanların, kitapları tahrif edenlerin bile bilmediği bir nokta vardır ki; her şey ancak Allah’ın elindedir. Allah isterse değiştirebilirler fakat Allah istemezse gözlerine kulaklarına perde indirir ve değiştiremezler. Peygamber Efendimiz(s.a.v)’e dair deliller de bu duruma benzer. Her ne kadar İncil ve Tevrat tahrif olsa da Peygamberimiz’e dair birçok delil mevcuttur. 

Hicri 1261-1327 yılları arasında yaşayan, ailesi Ehl-i Beyt’ten olan Suriyeli alim Hüseyin Cisri, mukaddes kitaplardan Peygamber Efendimiz(s.a.v) ile alakalı yüz on dört işaret çıkarmış ve bütün bunları Türkçeye de çevrilen “Risale-i Hamidiyye”sinde yayınlanmıştır. 

Eski mukaddes metinler arasında en çok tahrif edilmiş olma özelliğini taşıyan Tevrat’ta bile, Peygamberimize (a.s.m) ait şu işaretler vardır:

“O, iki binici gördü, biri merkep üzerinde, diğeri deve üzerindeki binicilerdi. O, dikkatle dinledi.” (İşaya XXI, 7)

Burada peygamber İşaya tarafından bildirilen iki biniciden merkep üzerinde olanı Hz. İsa (a.s.)’dır.  Çünkü İsa peygamber, Kudüse bir merkep üzerinde girmiştir. Deve üzerinde olan kişiyle de, Peygamber Efendimiz’e (a.s.m) işaret edildiği açıktır. Efendimiz (a.s.m) Medine’ye girişte devesinin üstündeydi.

Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki, İncil tercümelerinde “faraklit” veya “paraklit” (perikletos) kelimeleri aynen muhafaza edilirken, yakın zamanlarda basılmış olan İncil tercümelerinde bu kelime değiştirilerek Arapça tercümelerinde “muazzi”, Türkçe tercümelerinde ise “teselli edici” şeklinde verilmiştir.

Hazreti Şuayb (as)’ın suhufunda, Efendimizin (asm) ismi “Müşeffeh” şeklinde geçer ki, kelime olarak tam karşılığı “Muhammed” dir. Tevrat’ta geçen “Münhemenna” isminin karşılığı da, yine “Muhammed”dir. (bilindiği gibi Muhammed kelimesinin lügat karşılığı da, “tekrar tekrar methedilmiş” şeklindedir.) Bunların dışında, Efendimiz’in (a.s.m) ismi, Tevrat’ta çoklukla “Ahyed”, İncil’de ise, ”Ahmet” olarak geçmektedir.

Eski Ahit, İşaya bölümü 42, adeta Peygamber Efendimiz(a.s.m)’i anlatmakta ve O’nun geleceğinden haber vermektedir… İlk önce Eski Ahit’in bu bölümünü okuyalım ve daha sonra Tevrat’ta geçen bu ifadeleri tahlil edelim:

“İşte kendisine destek olduğum, gönlümün kendisinden razı olduğu seçtiğim kulum. Ruhumu (yani Cebrail’i)onun üzerine koydum. Milletler için adaleti meydana çıkaracaktır… Bağırıp çağırmayacak. Sokakta sesini yükseltmeyecek… Ezilmiş kamışı kırmayacak ve tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracak… Yeryüzünde adaleti sağlayana dek cesaretini yitirmeyecek ve kıyı halkları O’nun kanunlarını bekler… Gökleri yaratıp, onları yayan, yeryüzünü ve ürününü seren, Dünya’daki insanlara soluk, orada yaşayanlara ruh veren Efendiniz Allah diyor ki: Ben Efendin, Seni doğrulukla çağırdım. Elinden tutacak, seni koruyacağım, seni halka antlaşma ve uluslara ışık yapacağım… Öyle ki kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları ve cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın… Ben Efendinim. Adım budur. Onurumu bir başkasına, övgülerimi putlara bırakmayacağım… Bakın önceden bildirdiklerim gerçekleşti. Şimdi de yenilerini bildiriyorum, bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum… Ey denizlere açılanlar ve denizlerdeki her şey, kıyılar ve kıyı halkları! Efendinize yeni bir ilahi söyleyin. Dünya’nın dört bucağından onu ezgilerle övün… çöl ve onun şehirleri, Kedar’ın oturduğu köyler seslerini yükseltsinler. Selada oturanlar terennüm etsinler, dağların doruklarından bağırsınlar…”

Eski Ahit İşaya bölümü 42’de geçen gelecek ile ilgili bu anlatımlar Peygamberimiz (asm) ile büyük bir uyum göstermektedir. Hem bu hadiselerin ileride olacağının söylenmesi de çok önemlidir. Demek ki bu müjde Hz. Musa (as) zamanında ve daha önce açığa çıkmamıştır; gelecekte vaki olacaktır.

Şimdi bu müjdenin Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) olduğunu, bu ifadeleri birer birer inceleyerek görelim:

1. “İşte kendisine destek olduğum, gönlümün kendisinden razı olduğu, seçtiğim kulum. Ruhumu (Cebrail’i) onun üzerine koydum. Milletler için adaleti meydana çıkaracaktır.” (Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 1)

Tevrat’ta geçen bu cümle, her kelimesiyle Peygamberimiz (a.s.m)’e işaret etmektedir. Zira Allah Ona destek olmuş, ondan razı olmuş ve insanlar üzerine Onu seçmiştir. Ayrıca Cebrail (as)’ı Ona göndermiş ve milletler içinde adaleti onunla meydana çıkartmıştır. Demek bu ifadede geleceği müjdelenen zatın beş sıfatı da Efendimiz (a.s.m)’de mevcuttur. Öyleyse Tevrat’ın bu cümlesi her kelimesi ile Efendimiz (a.s.m)’i müjdelemektedir.

2. “Bağırıp çağırmayacak. Sokakta sesini yükseltmeyecek. Ezilmiş kamışı kırmayacak ve tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracaktır…” (Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 2 ve 3)

Tevrat’ta geçen bu ifadelerde Efendimiz (a.s.m)’ın güzel ahlakından haber vermektedir.  Kur’an ayetleri Efendimiz (a.s.m)’ın bu vasfını“Muhakkak ki sen üstün bir ahlaka sahipsin.” ifadesiyle beyan buyururken, Tevrat’ta da bu şekilde haber verilmektedir. Demek geleceği müjdelenen Zat, üstün bir ahlakın sahibi olacaktır. Efendimiz (a.s.m) ise dost ve düşmanın tasdikiyle böyle üstün bir ahlaka sahiptir.

3. “Yeryüzünde adaleti sağlayana dek cesaretini yitirmeyecek ve kıyı halkları O’nun kanunlarını bekler…” (Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 4)

Tevrat’ın bu cümlesi de Efendimiz (a.s.m)’dan haber vermektedir. Zira Efendimiz (a.s.m) daha hayatta iken yeryüzüne hâkim olmuş ve adaleti sağlamıştır. Ve asla cesaretini kaybetmemiştir. Hatta“Allah seni insanlardan koruyacaktır.”[2] ayeti kerimesi indiğinde, çadırının önünde nöbet bekleyen sahabeleri dahi göndermiş ve onlara; “Artık beni Allah koruyacak, sizin beklemenize gerek yok.” demiştir.[3] Ve yeryüzünde, zulüm ile adeta işkence gören insanlar ve milletler, adaleti sağlayacak bu zatı beklemişlerdir. Demek bu ifade Efendimiz (asm)’ın cesaretinden, adaleti sağlayacağından ve kıyı halklarının onun kanunlarını beklemelerinden haber vermekle, Efendimiz (asm)’a işaret etmiş, hatta Efendimiz (asm)’ı tarif etmiştir.

4. “Ben Efendin, seni doğrulukla çağırdım. Elinden tutacak, seni koruyacağım, seni halka antlaşma ve uluslara ışık yapacağım…”(Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 6)

Tevrat’ta, geleceği müjdelenen O zatın, Allah’ın tarafından korunacağından bahsedilmiş ki, Allah’ın Efendimiz (asm)’ı en zor zamanlarda, hatta kurtulmanın imkânsız olduğu en zor durumlarda koruduğu ve Onu selamete çıkardığı tarihçe malumdur. Hatta hicrette, saklandığı mağarada, müşrikler tarafından yakalanması an meselesi iken ve yanındaki sadık dostu Hz. Ebubekir (ra), Onun için gözyaşı dökerken, O metanetle sadık dostuna “Korkma, Allah bizim ile beraberdir.”[4]diyerek, bu ilahi korumanın varlığını bildirmiştir. Efendimiz (asm)’ın hayatının her safhasında bu ilahi koruma görülmektedir. Siyer-i Nebevi’yi iyi bilenler, bu sözümüze şahit olacaklardır.

Ayrıca Efendimiz (asm), halkların anlaşmasına vesile olmuştur. Onun ile kan davaları son bulmuş, düşmanlar kardeş olmuştur… Ve yine Efendimiz (asm) ile uluslar yollarını bulmuş, adeta onlara ışık olmuştur. Demek Tevrat’ta geleceği müjdelenen zatın üç vasfı ki: I. Allah’ın onu koruyacağı, II. Halka anlaşma, III. Uluslara ışık olacağı, Efendimiz (asm)’ın herkesçe malum olan sıfatlarıdır.

5. “Gerçek, Mûsa demiştir: “Rab size kardeşleriniz arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak, her ne söylerse onu dinleyeceksiniz. Ve bütün peygamberler, İsmail ve sıra ile gelenler, hep söylenen bu günleri ilân ettiler.” (Yeni Ahit Resullerin İşleri, Bâb: 3, Âyet: 22)

Şimdi Kitab-ı Mukaddes’ten alınan bu cümleyi tahlil edelim: – Hz. Musa (as), “benim gibi” sözüyle Peygamberimiz (asm)’ı kastetmektedir. Çünkü; cihad, getirdiği kanun ve hükümler, koyduğu cezalar, cemaati arasında sözünün dinlenir olması,.. gibi yirmi kadar hususta Hz. Mûsa (as)’a benzeyen; Peygamberimiz Hz. Muhammed (asv)’dır; Hz. Yuşa (as)  ve Hz. İsa (as) değildir.

6. Paranın Mekke olduğuna, Kitab-ı Mukaddes’in Tekvin Bölümündeki, Hz. İsmail (as)’ın Paran çölünde oturduğunu anlatan cümleler de delildir. Zira Hz. İsmail (as) Mekke’de oturmakta idi. Demek, Kitab-ı Mukaddes’in işaretiyle de Faran, Mekke’dir. Tevrat’ın ifadesiyle; Allah “Faran dağlarından parladığını” beyan buyurmuştur. Bu parlama, Hz. Muhammed (asm)’dan başka kim olabilir?

7. “Hz. İsmail’in validesi olan Hacer, evlat sahibi olacak. Ve onun evladından öyle birisi çıkacak ki, O veledin eli, umumun üstünde olacak ve umumun eli huşu ve itaatle ona açılacak.”(Eski Ahit, Tekvin, 17. Bab)

Tevrat’ın bu ifadeleri de Efendimiz (asm)’den haber vermektedir. Zira daha önce açıkladığımız gibi, Hz. Hacer’in oğlu olan Hz. İsmail (as)’ın soyundan, Efendimiz (asm)’dan başka bilinen ve meşhur olan bir peygamber gelmemiştir.

8. Hz. İsa dedi; “Size gerçeği söylüyorum; benim gidişim size faydalıdır. Zira ben gitmezsem, tesellici size gelmez.”(Yuhanna Bab 16, ayet 7)

Acaba Hz. İsa (a.s)’dan sonra, dünyanın reisi olacak ve hak ve batılı ayırıp, Hz. İsa (as)’ın yerinde insanları irşad edecek, Hz. Muhammed (s.a.v)’dan başka kim gelmiştir? Ve Ondan başka “Alemin reisi” olma unvanına kim layıktır? Hem Hz. Davud (as)’dan sonra, Hz. Muhammed (s.a.v)’den başka hangi nebi gelmiş ki, doğudan batıya kadar dinini neşretmiş ve memleketleri cizyeye bağlamış ve padişahları kendine secde eder gibi itaat altına almış ve her gün insanlığın beşte biri kendisine dua ve salavat okur olsun? Bunları yapmış tek kişi olarak Hz. Muhammed (s.a.v)’dan başka kim gösterilebilir? Demek, İncil’de, Hz. İsa (a.s)’dan sonra geleceği belirtilen “Alemin reisi” tabiri ile kastedilen; Hz. Muhammed (s.a.v)’dır. Hem “fahr-i alem” yani “alemin kendisiyle övündüğü” unvanı, Efendimiz (a.s.m)’in en meşhur unvanıdır.