Kalp Risalesi “Beden Ülkesinin Padişahı Kalp”

Kalp, nefis, akıl, ruh tasavvufta en önemli meselelerdendir. Burada bahsedilen kalpten kasıt ise ‘manevi kalp’tir. 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, kalp ile ilgili şöyle buyurmuştur: “Haberiniz olsun, vücutta bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa vücudun tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, vücudun tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir.” (Buharî, İman, 39)

Hayat boyu bakımını ihmal etmeyeceğimiz en önemli ev kalp evimizdir. Allah’ın nurunun kirlenen kalpler içerisinde yeri yoktur. 

Bütün hayırlı ve şerli olan amellerin ortaya çıkmasındaki sebep kalptir. Ya sırat-ı müstakim üzere hayırlı bir kul olacağız ya da dalalet üzere nefsinin esareti altında kalmış bir kul olacağız…

Hedefimizde Allah’a doğru yolculuk (seyr-i ilallah) varsa evvela kalbimizi tanımalıyız. Peygamberimiz (sav)’in buyurmuş olduğu “…Haberiniz olsun bu et parçası kalptir” hadisinden kalbin insan ruhunun padişahı olduğunu anlarız. Demek ki kalp, bedenin padişahıdır ve padişah iyi ise beden ülkesi iyi olacaktır. Beden ülkemizin iyi olabilmesi kalbimizin güçlü olmasına bağlıdır. Kalp, insanın yönetim merkezidir. O yüzden kişi her zaman kalbini temiz tutacak haller içerisinde bulunmalıdır. 

Kalp Kirlendiğinde, İnsan Allah’tan Kopmaya Başlar! 

İslam; teslim olmak, itaat etmek demektir. İslam batıl ile cahiliye ile mücadele eder. İnsanın fıtratı İslam’dır. Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi yahut Hıristiyan veya Mecûsî yapar…” (B4775 Buhârî, Tefsîr, (Rûm) 2) 

Madem ki aslen islam fıtratı üzere tertemiz yaratılmışız, o halde fıtratımız Allah’ın bütün emir ve yasaklarını bilmektedir. Fıtrat hem Allah’ı hem de kanunlarını tanımaktadır.  Fakat kalp kirlediğinde, nefis güçlendirildiğinde insan zamanla Allah’tan kopmaya başlar. Bu nedenle kul kalbindeki kirlerden arınmalı, her türlü cahilli görüşleri, nefsi ihtirasları, istekleri kalbinden tek tek atmalı ve hiçbir şekilde onlarla uzlaşmamalıdır. Fakat insanın bunu gerçekleştirebilmesi için iradesini kullanması gerekir. 

Kişi kendini manevi anlamda yükseltmezse nefsinin kendisini aşağı çeken isteklerine boyun eğerse bu durumda kalbi katılaşır ve kalp evi kirlenir. 

Tıpkı yer çekimi kanunları gibi insanı aşağı çeken etkenler vardır: Nefis, şeytan ve şeytanlaşmış çevre… Bunlardan kurtulabilmek için bir güce ihtiyaç vardır. O güç ise “kalp”tir. Kalp ne kadar sağlam tutulursa insan o kadar yükseklere doğru yol alabilir. 

Kalbi adeta paslanmış, kapkara hale getirmiş olan kalp kirini üzerinden atmak gerekir. Bunların her biri adeta kişiyi hantallaştıran, hareketsiz hale getiren manevi birer yüktür. Dünyevi arzular, ihtiraslar, umursanmayan, işlenilen günahlar, değerli olmayan ama değerli zannedilen ne kadar şey varsa bunlar aslında kişinin üzerinde yüktür.

İnsan aslen özgür bir varlıktır. Hür yaratılmıştır. Bu günah yüklerinin her biri ya da nefsin esaret zincirlerinin tamamı bizi özgür olmaktan uzaklaştırıyor. İnsan ne kadar zincire bağlı olursa o kadar hareketsizleşir, nefsin esaret zincirlerini ne kadar kırıp atarsa da o kadar özgürleşir. 

İşte bu zincirlerin her birini kırıp attığımızda, kalp evimizin bakımını ihmal etmediğimizde Allah’ın izniyle aslen özgür bir varlığa dönüşürüz. 

Demek ki kalp, yükselebilmiş olanlar için bir fırsattır, bir nimettir.

Kalp ile ilgili Ayet ve Hadisler

Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

A’râf, 179

(Seni yalanlayanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.

Hac, 46

Kişi eğer İslamın üstünlüğüne, güzelliklerine, kendi özüne, nefsine ve Rabbine karşı körse hakikatleri görmesi mümkün olamaz. 

Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır.

Bakara, 11

Kalpler, dört çeşittir. (Hadis-i Şerif)

  1. Pürüzsüz kalp: İçi kandil gibi parlayan, temizlenmiş kalp. Bu müminin kalbidir.
  2. Kılıflı ve kilitli kalp: Karanlık bir kalptir ki kafirlere aittir.
  3. İçi ters yüz olan kalp: Bu münafığın kalbidir.
  4. Açık kalp: İman ettiği halde  şüphelere ve fitnelere kapılan kalp çeşididir.

Kalbi Hastalıkların Tedavisinde En Önemli Etken Kelime-i Tevhid’dir

Tüm kalbi sıkıntıların tedavisinde en önemli etken Kelime-i Tevhid’dir. La ilahe illallah insanı hem kalbi hastalıklardan kurtarır hem de yaşadığı toplumda meydana gelmiş olan sosyal, ekonomik, hukuki ve ahlaki problemlerden bizleri kurtarır.  

Kalbi eğitmekle başlamayan bütün eğitimler nakıstır.

Eğer kul, nefsi emmareye (nefsin en düşük mertebesine) sahip ise hedefi bir üst mertebeye çıkmak olmalıdır. Yani nefs-i levvameye (pişman olan nefse) ulaşmaya çalışmalıdır. İnsan neden pişmanlık duyar? Çünkü Allah yapılan kötülüğün akabinde kulunu uyaracak bir takım haller yaratır. Gerek kalp âleminde yarattığı bir takım haller gerekse de yaşadığı dünyada başa gelen sıkıntılı haller/musibetler insan için bir aynadır. İnsan bu aynalara bakar ve ciddi bir pişmanlık içerisine girer ve bol bol tövbe istiğfar eder. (Tevbe her an gerçekleştirilmeli ve belli bir zamana hasredilmemelidir.)

Nefis, zorlandığı hallerde üzerine gidildikçe terbiye olur. Dünkü zayıflığı dünde bırakıp kararlar almak gerekir. Bugün bu noktada olumlu kararlar alınmalıdır. Çünkü hadisi şerifte buyrulduğu üzere “İki günü eşit olan ziyandadır.” Dün de, bugün de aynı hastalıklara sahip olanlar ziyanda demektir. İnsan kusurludur, kusursuz olan ise yalnızca Allah’tır. Bu yüzden insan yalnızca Allah’a yönelmeli ve O’ndan af dilemelidir.

Kul, nefs-i levvamede ise bir üst mertebeye yani nefs-i mutmainneye (huzura ermiş, tatmin olan nefse) geçmeyi hedeflemelidir. (Bir insan bir konuda nefsi mutmainneye ulaşmışken başka bir konuda nefsi levvame mertebesinde olabiliyor. Bu konuda hüküm çoğunluğa göre verilir.)  Kişi, zayıf noktalarını güçlendirirse nefsi mutmainneye ulaşması mümkün olabilir; nefsini ne derece terbiye ederse o derece ruhu güçlenir.

İbn Ata şöyle diyor: “Bütün gaflet ve şehvetin temeli, kişinin nefsinden hoşnut olmasıdır ve yine bütün itaat ve iffetin temeli, kişinin nefsinden hoşnut olmamasıdır.” Nefsini terbiye etmeye ihtiyaç duymayan insan rahatlıkla kötülük yapabilmektedir.

Allah Kuddüs olandır, biz ise kusurlu varlıklarız ve kusursuz olan bir zata kulluk etmekteyiz. Allah Samed olandır, biz ise muhtaç varlıklarız. Bu durumda kendi nefsimizde beğenebileceğimiz ne olabilir ki? Rabbimiz bizleri bu anlamda nefsinden hoşnut olmayıp sürekli nefsini kınayan ve terbiye yöntemini hayatından eksik etmeyenlerden eylesin.

İnsan nefsini ne kadar yorarsa o kadar güçlü olur. Peki, kişinin nefsinin terbiye olmasındaki en önemli etken nedir?

Oruç bir etkendir, manevi haller ile meşgul olmak (Kur’an okumak, Zikrullah, tefekkür etmek, teheccüd namazı kılmak gibi…) birer etkendir. En önemli etken ise Allah yolunda yorulmaktır, mücadele etmektir.

Nefsin terbiye olmasındaki en önemli etken Allah yolunda yorulmaktır, mücadele etmektir. 

Beden rahattan uzaklaştırılarak nefis yorulur. Mücahedenin rükunları; az yemek, az konuşmak, az uyumak ve uzlettir.

Beden Ne Kadar Yorulursa Ruh O Kadar Güçlenir

“Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.” (İsrâ, 85)  

Ruh, naslar ile hüküm altına alınmış olan konulardan biridir ve ruh hakkında fazla bilgi verilmemektedir. Ruh, Allah’tandır; Allah’ın emrindedir. Allah bize kendi ruhundan üflemek suretiyle aslında bize büyük bir şeref kazandırmıştır. İnsanoğlu ruhunu zayıflatacak olan, ruhuna adeta çile çektirecek olan hallere girmemelidir. Her bir haram, her bir rahata düşkünlük, her bir arzunun esiri olmak insanın ruhuna eziyet çektirmesi demektir. Her bir tembellik hali insanın ruhunu işkenceye sürükler.

Ruhun Sevinci Nedir?

Ruhun sevinci, ruhun güç kazanması, kişinin Allah yolunda koşturmasıdır. Ruhun sevinci yorulmaktır. Beden ne kadar yorulursa, ruh o kadar sevinir ve böylelikle sahibine, Allah’a doğru yol alır. 

Rahata düşkünlük ne kadar hayatımızda varsa ruhumuz o kadar zayıflamıştır. Bazen işlediğimiz günahlardan ötürü, bazen kulluk vazifemizi eksik bıraktığımızda içimizde, ruhumuzda daralmalar olur. Bu şekilde daralmaların olması da rahmettir. Rabbimiz bizleri uyarıyor ve aslımıza dönmemizi istiyor adeta.. Ruh, Rabbine boyun eğdiği zaman rahata erişir.

Kişi ya nefsini terbiye eder, ruhunu güçlendirir böylelikle özgür bir kul olur. Ya da nefsinin her türlü isteğini yaparak ruhunu esir hale dönüştürür. Hangisini kuvvetlendirirsek galip gelecek olan odur. 

Ancak Temiz Akıl Sahipleri Hikmet Penceresinden Bakabilir

Akıl, teklifi ve şer’i olmak üzere ikiye ayrılır. Teklifi akıl, kul olmak bakımından kendisiyle sorumlu olduğumuz, birtakım emir ve yasakların varlığı ile kendini gösteren akıldır. Şer’i akıl, nefis ve şeytanla mücadelenin gerekli olduğunu bize öğreten akıldır.

Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler. (Rad, 19)

Akıl nefsin esaretinden kurtulduğunda artık hakikatleri görecek bir kıvama erişmiş oluyor. Nefis ve arzular insanda hakimse kesinlikle nasibini alamayacak, görmesi gereken noktaları göremeyecektir.

Herkes bakar ama herkes göremez. Bakıldığında görülebilmesi için temiz bir akıla sahip olmak gerekir ki işte onun yeri ise kalptir. Kalbi her türlü kötülüklerden arındırdığımız takdirde Allah ona bir bir görmesi gerekenleri ihsan edecektir. Allah, temiz akıl sahiplerine hikmetli bakış nasip edecektir.

Kalp İlmi Nedir?

Kalbin her türlü ilme ve hakikate açık olmasına kalp ilmi denir. İnsan kalbiyle okumaz, kalbiyle öğrenmezse hiçbir fayda göremez. Önemli olan kalben hakikate, ilme ulaşabilmektir. 

Kalbin askerleri vardır; bunlar zahiri (açık) ve batıni (gizli) olmak üzere iki çeşittir. 

Zahiri olanlar: El, ayak, göz, dil gibi azalar.

Batıni olanlar: Şehvet (arzunun en kuvvetli boyutu), öfke, hikmet, basiret gibi haller.

Kişinin kalbinde yer eden hastalık için tüm bu askerler onun hizmetine girecektir. Çünkü kalp, bedenin padişahıdır. 

Peki, kalbin kuvvetlendirilmesi için ne yapılmalıdır? Kalp temizlendikten sonra birde gerekli olan vitaminleri almaya devam etmelidir sadece temizlemek ile bırakılmamalıdır. İlim, zikrullah, nafile namazlar, tesbihatlar, tefekkür ibadeti… Tüm bunlar kalp için birer vitamindir.

“Bize ilimden önce iman verilmişti; biz imanı kuvvetlendirecek hallerle meşgul olmuştuk” diyor Sahabe. 

Baktığımız her yer, kainatın her bir anı bize La ilahe illalah’ı hatırlatıyor. O’nun tek kudret olduğunu gösteriyor. Tüm kainat La ilahe illalah’ı haykırmaktadır. Biz O’na teslim olduk demektedir. Aynı şekilde insanda (tüm kainatın Allah’a teslim olması gibi) kalbini ve aklını Allah’a teslim etmelidir. İnsan, Allah’a teslim olup itaat ettiğinde hayatında çok büyük devrimler yaşanacak, hayatında olmaması gereken bütün olumsuzlukları tek tek atmaya başlayacak ve Allah’ın istediği, razı olduğu hakiki müminlerin arasına girecektir. 

İmam Gazali “Kalbin azığı ise ilimdir” demektedir. İlim, manevi haller için bir azıktır. Kalp, bedene gıdayı toplamak için iki orduya ihtiyaç duyar. Zahiri ve batıni ordulara… Aynı zamanda akıl ve iradeninde verilmesi hak ile batılı ayırmaya fayda sağlar.

İrade: İteleyici ve isteklendirici, haram ve hayırlı ameller noktasında isten güç

Kudret: Kendisinde maksat ve gayeleri elde edilmiş olan

İlim ve İdrak: Eşyaları tarif ve idrak eden

İnsan ilim ve idrak sayesinde neyin kendisine faydalı olduğunu neyin zararlı olduğunu idrak edebilir. İmam Gazali, “Kişinin fıtratında, kalbine hizmet eden ordu olarak hikmet; tefekkür ve ilim verilmiştir.” demektedir. Kalbin ilmi öğrenmesi için kalpte hikmetin, basiretin meydana gelmesi gerekir. 

Kişi almış olduğu ilimleri kalbiyle okumadıkça, hayatını değiştirmek için öğrenmedikçe hayırlı bir amele ulaşamaz. 

İnsanda bulunan öfke, şehvet gibi fıtri özellikler hayvanlarda da bulunmaktadır. İnsanı hayvandan bir özellik vardır. İşte bu ilme sahip olmasıdır. Allah bizi eşrefi mahlukat olarak yaratmıştır. İlim çok kıymetli bir özelliktir. 

Allah El-Alim olandır, gaybı bilendir. Bize ilim veren de O’dur. Öğrendiğimiz bütün ilim çeşitleri bizi Allah’a götürmelidir. İlmin yanında irademiz ile de neyin hak neyin batıl olduğunu ayırt edebiliriz. Allah bizlere ilim ve irade ile özgürleşebilmenin yolunu, nasıl sırat-ı müstakim üzere yaşayabileceğimizin yolunu göstermektedir. 

Allah’a kulluktan daha büyük bir özgürlük yoktur. Tek özgürlük Allah’a kul olmaktır.

Peki, İnsana Neden İlim Verildi?

Çünkü bu dünyaya gelmemizin bir sebebi var. Hayattaki hedefimiz Enfal süresi 39. ayette buyrulduğu üzere İslam’ı hakim kılmaktır. 

“(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!”

Enfal, 39

İnsan, Allah’tan gelen ruhu temiz bırakmaz ise kalbini güçlendiremez ve bu önemli hedef uğrunda hayatını ortaya koyamaz. Bu konuda hakkıyla çalışabilmek için kalbi güçlendirmek, ilim ve irade ile Allah’ı tanımamız gerekmektedir. Allah’ı tanımadan sevmek mümkün değildir. Allah’ı tanıyabilmek için evvela kainat kitabını ve Kuran’ı okuyup anlamalı ve Esmaü’l Hüsna öğrenilmelidir. Böylece kişi sonunda Rabbini tanır, nefsini tanır ve Muhabbetullah’a ulaşır. Ve Allah’ı seven bir kalp, elbette kutsal olan hedef uğrunda hayatını ortaya koyacaktır.

Kalbin Vasıfları

İnsanın yapısında bulunan 4 özellik vardır:

  1. Yırtıcılık (Saldırganlık)
  2. Hayvani Sıfat (Oburluk, Şehvet)
  3. Şeytanlık (Yalan, Aldatma)
  4. Meleklik (Saf ve Temiz Duygular)

Buradaki ilk üç özellik büyütülürse meleklik gibi tertemiz özelliğe sahip olan insan şeytanın önünde adeta kendini secde ettirmiş olacaktır. O yüzden kişi daima meleklik sıfatını güçlendirip ilk üç özelliği hafifletmeli ve yalnızca Rabbinin istediği hayırlı bir doğrultuda kullanmalıdır. Allah kullanmayacağımız bir özelliği fıtratımıza yüklemez. Örneğin öfke; kişinin nefsine, şeytana, din düşmanlarına karşı olmalıdır. 

Özetle, insan nefsini terbiye ederse kendisinde birçok güzel haslet meydana gelir. Kanaat sahibi olmak, iffet, takva, cömertlik, sabırlı olmak, ilmi yönden kendini kuvvetlendirmek, olgunlaşmak, fedakar, gayretli ve ihlaslı olmak gibi..

Bizler de bir kul olarak Allah’ın izniyle o güzel hasletleri bulundurabiliriz kendimizde. Gereksiz işlerden uzak olur ve yalnızca Rabbimize rağbet ederiz; ne için yaratılmışsak ona yöneliriz. Allah böyle bir kuldan dünya ve ahirette de razı olur. 

Rabbimizin iki cihanda da razı olduğu kullardan olmak duası ile…

Online olarak gerçekleştirdiğimiz Kalp Risalesi kurumuzun 1. dersinden alıntıdır. 

Kaynaklar: Kalp Risalesi, İmam Gazali; Kimyayı Saadet, İmam Gazali