Kur’an Okuma Programı Mukabele ve Hatim Çetelesi

“Bakara Suresi 185’inci ayette “Ramazan, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolu gösteren ve hak ile batılı birbirinden ayıran Kur’an’ın kendinde indirildiği bir aydır” buyrulmaktadır. Biz de bu ayetten yola çıkarak “Ramazan ayı, Kur’an ayıdır” dedik ve Kur’an’ın kalplerimizi canlandırmasına vesile olması için İmam Gazali’nin, İhya-u Ulumiddin kitabının Kur’ân’ı Okumak ve Anlamak bölümünü sizler için bu yazımızda derledik.

Kur’ân’ı kalplerde ve Mushaflarda korumanın yollarından biri de, hiç şüphesiz o Kitabı gereken ciddiyet le devamlı okumak, onu daima öğrenip incelemeye ve anlamaya çalışmak, Kur’ân’ı okumanın usul ve esaslarına büyük özen göstermektir.

İmam Gazali

Ramazan Ayı Kur’ân Okuma ve Hatim Çetelesi

Motiveli bir şekilde ilerleyebilmek için de sizlere Kur’an Okuma Çetelesi hazırladık. Rabbimiz istifade edebilmeyi nasip etsin.

A4/A5 boyutlarında çıktı almanızı tavsiye ederiz.

İmam Gazali’den Kur’an Okuma Tavsiyeleri

Kur’ân’ı hakkıyla ve gerektiği gibi okumanın ve hatmetmenin bazı iç ve dış kuralları/edepleri vardır. İşte bu kuralların açıklamasını yapacak ve ayrıntılarını vereceğiz.

Kur’an’ın Yüceliği Hakkında Peygamberimiz Aleyhisselâmın Uyarıları

“Kur’ân’ı okumak gibi bir nimete kavuşan kişi, bir başkasına kendisinden daha iyi bir nimet verilmiş olduğunu düşünecek olursa, Allah Teâlânın büyülttüğü o nimeti küçültmüş olur.” (Teberânî ve Kitabü’z-Zühd)

Allah katında Kur’ân’dan daha üstün bir şefaatçi yoktur: Ne peygamber, ne melek, ne de başkası.” (Taberânî)

“Kur’ân’la dopdolu olan kalbi ateş yakmaz.” (Taberânî)

Ümmetimin en faziletli ibadeti, Kur’ân okumaktır. (Ebû Nuaym, Beyhaki)

Kur’ân dostları, Allah’ın dostları ve O’nun seçkin kullarıdır.

İbn-i Mace

“Allah Teâlâ buyurur: Kim Bana dua edemeyecek ve Benden bir istekte bulunamayacak kadar Kur’ân’la meşgul olursa, ona şükredenlerin sevabından çok daha fazlasını veririm.” (Tirmizî)

Elbette demirin paslandığı gibi kalpler de paslanır. Peki, cilâsı nedir ey Allah’ın Elçisi, diye sorulunca Efendimiz şu cevabı verdi: Kur’ân okumak ve ölümü hatırlamak.

Beyhakî, Kitabü’z-Zühd

Kur’an’ın Yüceliği Hakkında Sahâbenin ve Alimlerin Sözleri

Sahâbeden Hz. Ebû Ümâme Bâhilî: Kur’ân’ı okuyun! Öyle duvarda asılı duran Mushaflar sizi aldatmasın! Kur’ân’a kap olan kalbe Allah azap etmez!

Sahâbeden Hz. İbn Mes’ûd: İlim arıyorsanız, Kur’ân’ı inceleyin! Öncekilerin de, sonrakilerin de (bütün insanların) ilmi ondadır.

Yine Hz. İbn Mes’ûd’un sözü: Kur’ân okuyun! Çünkü size her harfi için on sevap verilecek. Ben “elif- lâm-mîm” bir harftir demiyorum. Elif bir harf, lâm bir harf ve mîm de bir harftir.

Yine onun sözü: İnsan kendisinin iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olduğunu bilmek istiyorsa, Kur’ân’a sorsun! Eğer Kur’ân’ı seviyor ve ondan çok hoşlanıyorsa, Allah’ı da, Peygamberini de seviyordur. Kur’an’dan hazzetmiyorsa, Allah ve Resulünden de hazzetmiyordur.

Sahâbeden Hz. Amr ibn Âs: Kur’an’ın her âyeti için cennette bir derece, evlerinize de bir aydınlanma verilir.

Yine onun sözü: Kur’ân okuyan kimse, peygamberliği bütün varlığıyla hisseder hale gelir, kendisine sadece vahiy gelmemektedir, o kadar.

Sahâbeden Hz. Ebû Hüreyre: Kur’ân okunan ev, o aileye ferah olur, güzelleşir ve meleklerle dolar, şeytanlar kaçar gider. Kur’ân okunmayan evse, bunaltı verir, güzelliği azalır, melekler uzaklaşır, şeytanlarla dolar.

Muhammed ibn Ka’b el-Kurazî: Kıyamet günü insanlar, Kur’ân’ı Yüce Allah’tan dinledikleri zaman, sanki onu daha önce hiç duyup dinlememiş gibi bir duyguya kapılacaklar!

Hz. Süfyân es-Sevrî: Kişi Kur’ân okuduğunda melek onun gözlerinden öper!

Hz. Amr ibn Meymûn: Sabah namazını kıldıktan sonra Kur’ân’ı açıp yüz âyet okuyana, Yüce Allah bütün insanların kazandıkları sevap kadar sevap verir.

Hasan-ı Basrî hazretleri: Vallahi, Kur’ân’la haşır neşir olmaktan daha büyük bir zenginlik, Kur’ân’a uzak durmaktan da daha kötü bir fakirlik olamaz!

Hz. Fudayl ibn İyâz: Sabah namazından sonra Haşr suresinin son âyetlerini (Hüvallâhüllezî…) okuyan kimse, o gün ölecek olursa, şehitler gibi ölmüş olur. Akşamleyin okuyan da, geceleyin ölecek olursa, şehitler gibi ölmüş olur.

Hz. Ali kerremallahü vechehu: Üç şey insanın zihnini güçlendirir ve uyuşukluğunu giderir: Misvak kullanmak (dişleri fırçalamak), oruç tutmak ve Kur’ân okumak.

Kur’an’ı Gafletle Okuyanların Yerilişi

Sahâbeden Hz. Enes ibn Mâlik: Nice Kur’ân okuyanlar vardır ki Kur’ân onlara lânet eder!

Sahâbeden Hz. Meysere: Sinesinde Kur’ân bulunan bir hâfızın ahlâksız olması olur şey değildir!

Peygamberimiz aleyhisselâm buyurur: Seni kötülükten alıkoyarsa, sen gerçekten Kur’ân okuyorsundur, alıkoymuyorsa okumuyorsundur! Taberânî

Peygamberimiz aleyhisselâm buyurur: Kur’ân’ın haram ettiklerini helâl gören kimse, Kur’ân’a inanmiyordur! (Tirmizi)

Hz. İbn Mes’ûd: Kur’ân insanlara, onun emir ve yasaklarına göre hareket etsinler, okuyup inceleyip gerekenleri yerine getirsinler diye indirildi. Oysa sizlerden biri başından sonuna kadar bir harf bile eksik bırakmaksızın okur da, okuduğunu uygulamaya koymaya hiç yanaşmaz!

Hz. İbn Ömer ve Hz. Cündüb: Bizler uzun bir zaman yaşadık. Bizlerden biri Kur’ân’ın tamamı inmezden önce Allah Resulüne sureler inerken iman eder; ondaki helâli, haramı, emirleri, yasakları öğrenir; üzerinde durup düşünülmesi gereken yerlerde durur düşünürdük. Fakat daha sonra kalplerine iman iyice yerleşmişken Kur’ân’a sarılan insanlar gördük. Bunlar Kitabı başından sonuna kadar okuyorlar, fakat onun neyi emredip neyi yasakladığının farkına bile varmıyorlar. Üzerinde durup düşünülmesi gereken yerlerde durmuyorlar. Havâî bir şekilde okuyup geçiyorlar!

Kur’an Okumanın Dış Kuralları

  • Kur’ân okuyacak kişi abdestli, edepli ve ağırbaşlı olmalı.
  • İster oturmuş, ister ayakta olsun, kıbleye yönelmeli.
  • Başını hafifçe eğmeli, bağdaş kurmuş, yaslanmış olmamalı ve kibirli havaya bürünmemeli.
  • Tıpkı hocasının önünde oturduğu gibi oturmalı. Kur’an’ın en faziletli okunuşu, namazda kıyamda olanı ve camide yapılanıdır. Amellerin en faziletlisi işte budur!
  • Yüce Allah şu âyetinde hem Kur’ân okumayı, hem de Allah’ı sürekli ananları övmüştür: Onlar ki ayakta dururken, otururken ve uyumak için uzandıklarında Allah’ı anar (ve) göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler. (Âl-i İmrân, 3/191)

Hz. Ali (r.a) şöyle buyurmuştur: Namazda ayakta okunan Kur’ân’ın her harfine yüz, otururken okunanın her harfine elli sevap vardır.

Geceleri namaz kılıp Kur’ân okumak çok daha sevaptır. Çünkü geceleri insanın gönlü ve zihni dünya meşgalelerinden uzaklaşır. Bu konuda Ebû Zer el-Ğifârî hazretleri şöyle der: Gündüzleri çok secde etmek, geceleri de kıyamda durmak çok faziletlidir.

Kur’an Okuma Hızı ve Hatim Adabı

Kur’ân okuyanların çok hızlı okuma, az hızlı okuma konusunda kendilerine göre tutumları vardır. Kimileri bir gün bir gecede (yirmi dört saatte) Kur’ân’ı baştan sona bir kere, kimileri iki kere okur, üç kere okuyanları bile vardır. Kimileri de ayda bir hatim yapar. Bu konuda tutulacak ölçü, Peygamberimiz aleyhisselâmın şu öğüdüdür: Kur’ân’ı üç günden daha az bir sürede okuyan kişi, ondan bir şey anlamaz! (İbn Mâce)

Gerçekten de öyledir, çünkü bundan fazlası, Kur’ân’ın düzgün, kusursuz, net ve anlaşılır bir şekilde (tertîl) okunmasına imkân vermez.

Kur’ân’ı hatmetmenin dört kademesi vardır:

a. Bir gün ve bir gecede hatim. (Bazıları bunu hiç hoş görmemiştir.)
b. Her gün bir cüz okunarak ayda bir hatim. (Bu, en yavaş, bundan önceki ise en hızlı okuma olarak kabul edilmiştir.)

Bu ikisinin arasında ise şu iki kademe vardır:

c. Haftada bir kere.
d. Yaklaşık üç günde bir olmak üzere haftada iki kere.

Bununla beraber, en iyi kademe, gece okumaları ile gündüz okumalarını birbirinden ayırarak haftada iki kere hatim yapmaktır. Gündüz okumalarının hatminin pazartesi günü sabah namazının ilk iki veya son iki rekâtında tamamlanması, gece okumalarının hatminin de cuma günü akşam namazının ilk iki rekâtında veya sonrasında tamamlanması tavsiye edilmiştir. Böyle yapıldığında melekler, hatmeden kimse için gündüz hatminden dolayı pazartesi günü sonuna kadar ve gece hatminden dolayı da cuma gecesinin sonuna kadar dua ederler. Böylece o kişi, gecelerin ve gündüzlerin bereketini toplamış olur!

Kur’ân’ın ne kadar zamanda hatmedilmesiyle ilgili ayrıntılara gelince:

a. Eğer kişi kendisini tamamen ibadete vermiş biri ise, onun haftada en az iki kere hatmetmesi gerekir.

b. Kalbini arındırarak Allah’a doğru ilerlemekte olan, derin tefekkür yolunu seçmiş olan veya ilim yaymakla meşgul olan kimselerse, onların haftada bir hatimle yetin melerinde bir sakınca yoktur.

c. Kur’ân’ın mânâları üzerinde derinlemesine kafa yoran biri ise, onun için ayda bir kere hatim kâfidir, çünkü âyetleri tekrarlamaya ve onlar üzerinde tefekküre dalmaya ihtiyacı vardır.

Kur’an’ın Okunuşu

Kur’ân’ın düzgün, kusursuz, net ve anlaşılır bir şekilde okunması (tertîl) gerekir. Çünkü daha sonra belirteceğimiz gibi, Kur’ân okumaktan maksat, düşünüp anlamaktır. Tertîl tarzı okumak, anlamaya yardımcı olur.

“(Peygamberimiz aleyhisselâmın hanımı) Hz. Ümmü Seleme, Peygamber Efendimizin Kur’ân’ı nasıl okuduğunu anlatmak için, kendisi harfleri belirginleştirerek tane tane okuyarak gösterdi.” (Ebû Davud)

Hz. İbn Abbas şöyle diyordu: Ben Bakara ve Âl-i İmrân surelerini yavaş okuyarak anlamları üzerinde düşünmeyi, Kur’ân’ı bir çırpida hatmetmeye tercih ederim!

Kur’an Okurken Ağlamak

Kur’ân okurken gözyaşı dökmek tavsiye edilmiştir. Nitekim bu konuda Peygamberimiz aleyhisselâm şöyle buyurur: Kur’ân’ı okuyun ve ağlayın! Ağlayamıyorsanız, ağlar bir hal alın! İbn Mâce

Yine Peygamberimiz aleyhisselâm buyurur: Kur’ân’ı duygulanarak okumayan bizden değildir. (Buharî)

Salih el-Merrî hazretleri der ki: Rüyamda Allah Resulü’ne Kur’ân okudum. Bana şöyle dedi: Ya Salih, güzel okudun, ama gözyaşı nerede?

Gözünüz yaşarmazsa, bari kalbiniz ağlasın! Ağlamanın yolu, kalbin hüzünlenmesidir, hüzünden gözyaşları sökün eder.

Peygamberimiz aleyhisselâm buyururlar: Kur’ân hüzünlü dönemde inmiştir, sizler de onu okurken hüzünlenin! (Ebû Ya’lâ, Ebû Nuaym)

Kalbin hüzünlenmesi için Kur’ân âyetlerindeki uyarıların, tehditlerin, tutulması gereken vaatlerin, akitlerin akla getirilmesi gerekir. Daha sonra insanın Kur’ân’ın emirleri ve yasakları karşısında kendisinin yaptığı kusurlarını hatırlaması lâzımdır. O zaman mutlaka hüzünlenecek ve gözlerinin pınarlarını tutamayacaktır. Eğer kişi, saf, tertemiz kalpli insanlar gibi hüzünlenip ağlayamıyorsa, kendisinin böyle bir hüzün ve gözyaşından mahrum oluşuna ağlasın! Çünkü musibetlerin en büyüğü budur!

Secde Ayetlerinin Hakkını Gözetmek

Kişi bir secde âyetini okuduğu zaman secde etmelidir. Başkasından secde âyetini duyduğu zaman onunla birlikte kendisinin de secde etmesi gerekir. Ancak temizken (abdestliyken) secde edilmelidir.

Secdenin en azı, alnı yere koymaktır; en mükemmeli ise, kişinin tekbir alarak secdeye varması ve secdede okuduğu âyete uygun bir dua etmesidir. Meselâ insan, Yüce Allah’ın şu âyetini okuduğu zaman:

Onlar derhal secdeye kapanır, Rablerini överek tesbih eder ve büyüklük taslamazlar! (Secde, 32/15) Kendisi secdede şöyle demelidir: Allahım, beni Senin rızan için secde edenlerden, Sana hamd edenlerden eyle! Senin emrine veya dostlarına karşı kibirlenen biri olmaktan Sana sığınırım!

Yüce Rabbimizin şu âyetini okuduğunda: Ağlayarak çeneleri üstüne kapanırlar ve Kur’ân onların derin saygısını artırır! (İsrâ, 17/109) Secdede kişi şöyle dua edebilir: Rabbim beni, Senin için ağlayanlardan ve Sana hakkıyla saygı duyanlardan eyle!

Kur’ân okuyan kimse, diğer bütün secde âyetlerinde de, okunan âyette söylenenlere uygun dua ederse iyi olur. Tilâvet (Kur’ân okuma) secdesinde de namaz için aranan şartlar aynen geçerlidir: Örtülü olması gereken yerlerin örtülmesi, kıbleye yönelinmesi, elbisenin ve bedenin büyük ve küçük pisliklerden arınıp abdestli olunması gibi. Kişi secde âyetini duyduğu zaman abdestli değilse, secdesini abdest aldığında yapar.

Herkes Arapça bilemeyeceği ve âyetin de anlamını anlamayacağı için, kişi tilâvet secdesini yaptıktan sonra Allahü Ekber diyerek ayağa kalkarken şu duayı etmesi özellikle tavsiye edilmiştir: Semi’nâ ve eta’ná, ğufrâneke Rabbená ve ileyke’l-masir/İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı dileriz! Dönüşümüz Sanadır! (Bakara, 2/285)

Kur’an Okumaya Allah’a Sığınarak Başlamak

Kur’ân okumaya başlayan kimse şöyle diyerek Allah’a sığınmalıdır: “Kovulmuş şeytandan, her şeyi işiten ve her şeyi bilen Allah’a sığınırım. Yârabbi, şeytanların vesveselerinden Sana sığınırım! Yârabbi, şeytanların benimle birlikte olmalarından da Sana sığınırım!”

Ardından Felak, Nâs ve Fâtiha surelerini okumalıdır. Kur’ân’ı okumasını bitirince de şöyle demelidir: “Yüce Allah doğruyu söyledi. Resulullah da bunları bizlere duyurdu. Yüce Allahım, bu okumadan bizim faydalanmamızı sağla! Bununla bizi bereketlendir! Alemlerin Rabbine hamd olsun! Her an diri olan ve her şeyi her an yöneten Allah’tan bağışlanma diliyorum!”

Kur’ân okurken tesbih âyetine gelince tesbih ve tekbir getirilir. Dua ve istiğfar âyetini okuyunca da dua ve istiğfar edilir. Müjde veren âyet okunduğunda, o müjde temenni edilir, korkutucu âyet okunduğunda da Allah’a sığınılır. Bunları insan ya diliyle söyler veya kalben yapar, ayrıca (okuduğu âyetin anlamına göre) şunlara benzer şeyler söyler: “Allahım, Sen yüceler yücesisin! Bizler Sana sığınırız! Allahım, bizi bununla rızıklandır! Allahım, bizlere merhamet eyle!”

Hz. Huzeyfe şöyle demiştir: Allah’ın Resulü aleyhisselâm ile namaz kıldım. Bakara suresiyle başladı. Her rahmet âyetini okuduğunda mutlaka Allah’ın rahmet ve merhametini diledi, her azap âyetini okuduğunda da mutlaka Allah’ın kendisini ondan korumasını istedi, Allah’ın her türlü kusurdan uzak olduğunu belirten bir âyeti okuduğunda da mutlaka Allah’ı o şekilde yüceltti. (Müslim)

Kişi Kur’ân’ı baştan sona okuyup bitirdiğinde, Peygamberimiz aleyhisselâmın yaptığı hatimden sonra okuduğu şu duayı okumalıdır: “Allah’ım, bana Kur’ân’la merhamet buyur! Onu benim için kılavuz, ışık, hidayet rehberi kıl ve bana rahmet eyle! Allah’ım, ondan unuttuğumu bana hatırlat, ondan bilmediğimi bildir! Bütün gecelerde de, bütün gündüzlerde de onu okumakla beni rızıklandır! Ey âlemlerin Rabbi, onu benim lehimde delil yap!” (Beyhaki)

Kur’an’ı Sesli Okumak

Kur’ân’ın okuyan kişinin duyacağı kadar sesli okunması gerekir. Gerçekten de okumak demek, kelimeleri ve harfleri belirgin olarak telaffuz etmek demektir. Bu da sesli okumanın gereğidir. En azından okuyan kimsenin okuduğunu duyması şarttır, duymazsa namazı sahih olmaz. Başkalarının işiteceği şekilde yüksek sesle okumaya gelince, bu, bir bakımdan iyi, bir bakımdan da kötüdür.

Kur’ân’ı alçak sesle okumanın hoş olduğu konusunda Peygamberimiz aleyhisselâmdan rivâyet edilen bir hadis vardır: Alçak sesle okumanın yüksek sesle okumadan üstünlüğü, gizli verilen sadakanın açık verilen sadakadan üstün oluşu gibidir. (Ebû Davud, Neseî, Tirmizî)

Peygamberimiz aleyhisselâmın şu sözü de bunun bir benzeridir: Rızkın hayırlısı yeterince olanı, zikir ve yakarışın hayırlısı ise gizli yapılanıdır. (Ahmed ibn Hanbel ve Ibn Hibbân)

Sesli okumakla ilgili olarak da Peygamberimiz aleyhisselâmın şu tutumu nakledilir: Bir gün sahâbelerinden bir grubun geceleyin namazlarında sesli okuduklarını duydu ve bunu doğru buldu. (Buharî ve Müslim)

Zaten Peygamberimiz aleyhisselâm bir keresinde şöyle demişti: Sizden biri geceleyin namaza kalktığında sesli okusun, çünkü melekler ve evin diğer sâkinleri (müslüman cinler) onun okuyuşunu duyar ve onunla birlikte namaz kılarlar. (İbn Hacer el-Askalânî)

Kur’an ile Kurulan Bağ Sahabeden Üç Örnek

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün sahabelerinden üçüyle birbiri ardınca karşılaştı ve onların farklı şekilde Kur’an okuduklarını gördü.

Önce Hz. Ebûbekir’e rastladı. Sessizce okuyordu.
Sebebini sordu ve şu cevabı aldı: Benim yakardığım beni duyuyor!

Hz. Ömer’e rastladı, sesli okuyordu.
Sebebini sordu ve şu cevabı aldı:Uyuyanları uyandırıyor, şeytanları da kovuyorum! Hz.

Bilâl’e rastladı, bir bu sureden ayetler, bir şu sureden ayetler okuyordu.
Sebebini sordu ve şu cevabı aldı: Güzeli güzele karıştırıyorum!

Peygamberimiz aleyhisselam şöyle buyurdular: Hepiniz de güzel yapıyorsunuz, doğru yapıyorsunuz! (İbn Ebî Dünya, Teheccüd ve Kıyâmü’l- Leyl)

Bu hadislerin birbiriyle bağdaştırılmasıyla ilgili olarak deriz ki alçak sesle okuma, kişiyi gösterişten (riyadan) ve yapmacıklıktan (tasannudan) uzaklaştırır. Böyle hatalara düşmekten korkan kimse için en iyisi budur.

Öyle bir korkusu yoksa ve sesli okumakla namaz kılan başka birini de şaşırtmıyorsa, o zaman sesli okumak daha sevaptır, çünkü sesli okumada daha fazla yorulma söz konusudur, ayrıca başkalarına da faydası dokunur. Başkalarını etkileyen hayır, kendisiyle sınırlı kalan hayırdan üstündür. Dahası, okuyanın kalbine uyanıklık verir, işitme de harekete geçtiği için bütün dikkatini okuduğuna verir. Sesin yükseltilmesi uykuyu giderir. Okuma şevkini artırır, tembelliğini azaltır. Ayrıca yüksek sesiyle, uyuyanın uyanmasını ve onun da ibadete yönelmesini sağlar. Gâfil ve tembel kişi onu görerek gayrete geçebilir, ibadete başlayabilir. Bir kişide bu niyetlerden biri varsa, sesli okuması daha iyidir.

Kur’an’ı Sesle Güzelleştirmek

Kelimelerin anlamını bozacak kadar aşırı uzatmalar dan kaçınarak yavaş ve tane tane okuyarak Kur’ân’ı sesle güzelleştirmek gerekir. Bu sünnettir.

Resulullah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurur: Kur’ân’ı seslerinizle güzelleştirin! (Ebû Davud, Neseî, İbn Mâce)

Allah hiçbir şeyi güzel sesle okunan Kur’ân gibi dinlemez. Buharî

Kur’an Okumanın İç Kuralları

Kelamın Sahibi Olan Allah’a Saygı

Kur’ân okumaya başlayan kimsenin, gönlünde o Kelâmın Sahibinin büyüklüğünü tam anlamıyla hisset mesi, okuduğu şeyin insan sözü olmadığını bilmesi, onun en büyük hürmetin gösterilmesi gereken bir ilâhî Kelâm olduğunun bilincinde olması gerekir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur:

Ona ancak temiz olanlar dokunabilir!

Vâkia, 56/79

Mushaf’ın dışı olan kapağına ve yapraklarına bile ancak temiz olarak dokunulabildiğine, dışı dahi böyle korundu ğuna göre, onun içi demek olan derin mânâları da, yüceli ğinden ve değerinden ötürü, kirli kalplere tamamen kapalı, sadece her türlü pislikten arınmış, Allah’a sonsuz saygı ve tâzim nuruyla aydınlanmış kalplere açıktır.

Kul, Allah kelâmını ancak takvâsı ölçüsünde yüceltip kutsallaştırabilir. İlâhî Seslenişi, sadece Allah hakkındaki bilgisi ve Allah’a olan saygısı nispetinde anlayıp kavrayabilir. Allah Kelâmıyla ilgili derin düşünceye de yalnızca bu yolla erişebilir. (İthâfü’s-Sâde)

Demek ki her el Kur’ân’a dokunamaz! Aynı şekilde her dil de onu okuyamaz! Her kalp de onun mânâlarını kavrayamaz! Allah’ın kelâmına saygı, elbette o Kelâmı indiren Allah’a saygıyla olur. Böyle bir saygı da, Allah’ın sıfatları, yüceliği ve yapıp ettikleri (fiilleri) konusunda derinlemesine düşünmekle gerçekleşir.

Kalp Huzuruyla ve Dikkatlice Okumak

“Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl!”

Meryem, 19/12

Âyetinin tefsirinde “kuvvetle”den maksadın, bütün dikkatini toplayarak anlamaya çalışmak olduğu belirtilmiştir. Kur’ân’ı okuma sırasında, kişinin zihninden her türlü düşünceyi atıp bütün dikkatini okuduğu âyetlere vermesi gerekir.

Bir ârife soruldu: Kur’ân okurken aklından başka düşünceler geçer mi? Cevap verdi: Kur’ân’dan daha fazla sevdiğim bir şey var mı ki aklıma gelsin!

Düşüne Düşüne Okumak

Düşüne düşüne okuyuş, kalp huzuru ile okuyuşun üstünde bir okuyuştur. Kur’ân’ı okumaktan maksat, tefekkür etmek, derin düşünmektir. O yüzden yavaş (tertîl üzere) okumak sünnettir, çünkü yavaş okuyuş, dışa dönük bir uygulama olmakla beraber, iç bakımdan derinlemesine düşünmeyi sağlar.

Nitekim Hz. Ali şöyle buyurmuştur: Bilgisizce yapılan ibadette, düşünmeden yapılan okumada hayır yoktur!

Bir keresinde Peygamberimiz aleyhisselâmın Bismillâhirrahmânirrahîm dediği ve bunu yirmi kere tekrar ettiği rivâyet edilir. Elbette bunu, mânâsı üzerinde derinlemesine düşünmek için yapmıştır.

Ebû Zer Gıfârî de bize şunu nakleder: Bir gece Allah’ın Resulü bize namaz kıldırırken şu âyeti defalarca tekrarladı: Şayet onları azaba çarptırırsan şüphesiz onlar Senin kullarındır ve eğer onları bağışlarsan şüphesiz yalnız Sensin kudret sahibi, hikmet sahibi! (Mâide, 5/118)

Ayetleri Anlayıp Kavrama

Her âyetin o âyete uygun anlamlarını anlayıp kavramak gerekir. Kur’ân’ın ana konuları vardır ve bunlar şunlardır:

a) Allah’ın Sıfatları,
b) Allah’ın edip eyledikleri (fiilleri),
c) Peygamberler tarafından yapılan işler,
d) Peygamberleri yalanlayanların durumu ve nasıl helâk oldukları,
e) Allah’ın emir ve yasakları,
f) Cennet ve cehennem.

Hakk’ı hakkıyla tanıyan, her şeyde O’nu görür, zira her şey O’ndan gelmiştir ve O’na dönecektir; her şey vardır ve O’na aittir.

De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilâve etsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi!

Kehf, 18/109

O yüzden Hz. Ali şöyle demiştir: İsteseydim, Fâtiha’nın yetmiş deve yükü tefsirini yazardım!

Buraya kadar anlattıklarımızdan maksat, Kur’ân’ı nasıl anlamak ve kavramak gerektiğine ışık tutmaktır. Kur’ân’ın âyetlerinin mânâlarının tamamını kavrama konusuna gelince, bu imkânsız bir şeydir.

Kur’ân’ı en alt derecede, en düşük seviyede dahi anlayıp kavramayanlara gelince, onlar Yüce Allah’ın şu âyette sözünü ettiği kimseler arasında yer alırlar:

Onlardan kimi de gelip seni dinler. Fakat senin yanından çıktıkları zaman kendilerine bilgi verilmiş olanlara: “Demin ne söyledi o?” derler. Onlar Allah’ın kalplerini mühürlediği kimselerdir.(Muhammed, 47/16)

Söz konusu mühür, az sonra anlamaya engel olan şey leri terk bölümünde açıklayacağımız engellerden biridir. Zaten şöyle denilir: Özlemini çektiği şeyi Kur’ân’da bulmadıkça, mânevî ilerlemeyi gerilemeden ayırmasını bilmedikçe, Rabbi ile yetinip kullara ihtiyaç duymadıkça, o kişi Allah dostu olamaz!

Anlamaya Engel Olan Şeyleri Terk

İnsanların çoğu, şeytanın kalplerine çektiği perdeler yüzünden Kur’ân’ın mânâlarını anlamaktan mahrumdur. O yüzden de kalpler, Kur’ân’ın sırlarının hârikulâdelikleri karşısında kör kalır.

Nitekim Peygamberimiz aleyhisselâm şöyle buyurur: Âdemoğullarının kalplerinde şeytanlar cirit atmasaydı, insanlar melekûtu (gayb âlemini) görebilirdi. (Müsned)

Kur’ân’ın engin mânâları ise gayb âlemindendir. Duyularla kavranılamayan ve ancak kalp gözüyle görülebilen hususlar, gayb âlemi içinde yer alır.

Anlamayı engelleyen dört perde vardır:

  • Birincisi, bütün dikkatini harflerin okunuşuna ve onları hakkıyla telaffuz etmeye vermektir. Kur’ân okuyan kimseleri, Allah Kelâmının mânâlarından uzaklaştırmak için onları bu tür şeylerle meşgul etmekle görevli bir şeytan vardır. O şeytan onlara tam telaffuz edemedikleri vesvesesini vererek aynı kelimeleri defalarca tekrarlatır. Bütün dikkatini harfleri en iyi şekilde telaffuz etmeye veren kimse, âyetlerin mânâlarını nasıl anlayabilir ki? Bu tuzağa düşen kimse kadar şeytana kahkaha attıran hiçbir şey yoktur
  • İkincisi, duyup taklit ettiği bir görüşü olduğu gibi taklit ederek onun içinde âdeta donmaktır. Düşünerek, görüp bilerek değil de, sadece duyduklarına dayanarak o görüşe bağnazca bağlanmak ve o görüşün içine saplanıp kalmaktır. Böyle bir kimse, o görüşün tutsağıdır, o görüşü aşıp ötesine gitmekten âcizdir. Hakiki ilim ise, kalp gözüyle görme, akıl ve zihinle tar tarak belli bir sonuca varmadır ki, asıl arzulanan şey olan böyle bir ilim, nasıl perde olsun ki?
  • Üçüncüsü, bir günah üzerinde israr etmek veya kibirli bir tavır takınmak ya da dünyevî bir heves ve esiri olmaktır. Bu aynanın üzerindeki kire, pasa benzer. O yüzden de haki katin kalbe yansımasına mâni olurlar. Kalp açısından e en Bütün bunlar gönlü karartır, kalbi paslandırır. Bunlar kötü perdeler bunlardır ve insanların ezici çoğunluğunu karanlıkta bırakan da işte bu perdelerdir. Mal, makam ve karşı cinse olan şehvet, kalbi ne kadar çok sararsa, Kur’ân âyetlerinin mânâları da o kadar çok perdelenir. Buna karşılık kalp, dünya yüklerinden kurtulup ne kadar çok hafiflerse, âyetlerin anlamları da o kadar berrak bir şekilde gönle nakşolur. Kısacası, kalp bir aynaya, şehvetler (dünyevî hırs ve ihtiraslar) pas ve kirlere, Kur’ân’ın mânâları ayna üzerinde beliren lekelere, o şehvetlerin kalpten sökülüp atılması ise, aynanın silinip parlatılmasına benzer. İşte bunun için Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Ümmetimin fertleri altına ve gümüşe (mala, servete) büyük değer verdikleri zaman, İslâm’ın kendilerine verdiği saygınlığı kaybederler; iyiliği emretmekten ve kötülüğü yasaklamaktan vazgeçtikleri zaman da vahyin bereketinden mahrum kalırlar. (Hakîm et-Tirmizî) (Hz. Fudayl ibn İyâz, hadisin son kısmını, Kur’ân’ı anlamaktan mahrum kalırlar! şeklinde yorumlar.) Allah Teâlâ, Kur’ân’ın hakkıyla anlaşılması ve kavranması için kulun günahlarından tövbe edip Kendisine yönelmesini aşağıdaki âyetleriyle apaçık şart koşmuştur: “Bunlar, Allah’a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek içindir!” (Kaf, 50/8) “Allah’a yönelmiş olanlardan başkası (bundan) bir ders çıkarmaz!” (Mü’min, 40/13) “Bu gerçeği, yalnızca akıl ve sağduyu sahipleri hatırdan çıkarmazlar!” (Ra’d, 13/19) Dünyanın aldatıcı ve geçici güzelliklerini, âhiretin daimî nimetlerine tercih eden kimse, akıl ve sağduyu sahibi olamaz. O yüzden de Kitab’ın sırları ona açılmaz.
  • Dördüncüsü, Kur’ân’ın dış (zâhirî) bir tefsirini okuyan ve Kitap’taki bütün mânâların bunlardan ibaret olduğuna inanan kimsenin karşılaştığı perdedir.

Kur’an’ı Kendisine Sesleniliyormuş Gibi Okumak

Kur’ân okuyan kimse, âyetlerin doğrudan doğruya ken disine seslendiğini düşünmesi gerekir. Bir emri veya bir yasağı gördüğünde, derhal onları ken disi açısından değerlendirmelidir. Kur’ân’ın her vaat ve her tehdidinde de, muhatabın kendisi olduğunu düşünmelidir. Öncekilerin ve peygamberlerin kıssalarını okurken, o kıssaların eğlence olsun diye değil, ibret alınsın diye anlatıldığını aklından çıkarmamalıdır. Onlardan alması gereken mânevî dersi almasını mutlaka bilmelidir. Kur’ân’da hiçbir kıssa yoktur ki o kıssada Peygamber aleyhisselâma ve ümmetine yararlı bir nokta bulanmamış olsun!

Onun için Yüce Allah şu hatırlatmayı yapar: Peygamberlerin başlarından geçenlerden sana anlattığımız her şey, senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar. Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği Kitab’ı ve ondaki hikmeti düşünün! (Bakara, 2/231)

Rabbinizden size indirilen en güzel söze, Kur’ân’a uyun! (Zümer, 39/55)

O yüzden her Kur’ân okuru, okuduğu bütün âyetlerin doğrudan doğruya kendisine seslendiğini yüreğinde hissetmelidir. Hem zaten sadece başkalarını ilgilendiren şeyleri kişi nin okuyup öğrenmesinin ne yararı olur ki? Şu halde kişi, Kur’ân’ın hitap ettiği kimsenin bizzat kendisi olduğunu aklından hiç çıkarmamalıdır:

… Bu Kur’ân sizi ve onun ulaştığı kimseleri uyarmam için bana vahyedildi!

En’âm, 6/19

Muhammed ibn Ka’b el-Kurazî şöyle der: Kur’ân bir kimseye ulaştığında, o kişi sanki Allah onunla konuşuyormuş gibi olur.

Kur’ân okuyan kimse, Kur’ân’ı işte bu şekilde (yani Allah’ın kendisiyle konuşuyormuş gibi) görüp değerlendirirse, okuyuşunu meslekî bir faaliyette bulunuyormuşçasına yapmaz. Tam aksine Kur’ân’ı, efendisi tarafından kendisine yazılan mektubu bir hizmetçinin nasıl okuması gerekirse öyle okur. Yani Allah Kelâmını elinden geldiğince dikkatlice, derinlemesine düşünerek okur ve oradaki buyrukları da bir bir yerine getirir.

Bu konuda bir âlim şöyle der: Kur’ân, Rabbimiz tarafından bize gönderilen ve O’nun buyruklarını içeren mesajlar bütünüdür. Biz onları namazlarımızda düşünür, Rabbimizle başbaşa kalmak için bir köşeye çekildiğimizde üzerinde dururuz, ibadetlerimizde ve gündelik hayatta da onları uygularız.

Mâlik bin Dînâr da şöyle diyordu: Ey Kur’ân okuyanlar! Kur’ân sizin kalplerinize ne ekti? Çünkü Kur’ân, müminin ilkbaharıdır, ilkbahar yağmuru yeryüzü için neyse o da odur!

Kur’an Okurken Etkilenip Duygulanmak

Kur’ân okuyanın kalbi farklı âyetlere göre duygulanıp etkilenmelidir. Hüzün, korku, ümit… içeren âyetleri okudukça kalbi halden hale girmeli, kendinden geçer hale gelmelidir. Kur’ân okuyanın âyetlerin anlamı hakkındaki bilgisi ne kadar yüksek olursa, kalbindeki ürperti de o kadar yüksek olur. Çünkü Kur’ân âyetlerinin büyük çoğunluğu insanı tedirgin eder. Okuyan kimse, affedilip bağışlanmanın ârif kişinin bile kolay kolay yerine getiremeyeceği şartlara bağlandığını görür. Bütün şartların tek bir esasta bir araya getirildiği de olur: Nitekim Yüce Allah,

Şüphesiz, Allah’ın rahmeti erdemlilere çok yakındır!

A’râf, 7/56

Erdem (ihsan, erdemli/muhsin) kelimesi gerçekten de bütün nitelikleri kendisinde toplar. Kur’ân’ı baştan sona kadar okuyup dikkatle inceleyenler, bunun böyle olduğunu görürler. Bu dediklerimizi tam anlamıyla kavrayan kimse, elbette daima ürperti ve hüzün içinde olacaktır.

Bu konuyla ilgili olarak Hasan-ı Basrî hazretleri şöyle der: Vallâhi, Kur’ân’ı inanarak okuyan hiçbir kul yoktur ki hüznü artıp da sevinci azalmasın, ağlaması çoğalıp da gülmesi azalmasın, işi başından aşkın hale gelip de rahatı ve tembelliği kaybolup gitmesin!

Kur’ân okurken etkilenmek demek, kişinin okuduğu âyetin anlamına göre değişik hal alması demektir. İnsan bir testidir ayetini veya bağışlanmak için gereken şartları okuduğu zaman korkusundan ölecek hale gelmelidir! Allah tarafından affedilip bağışlanma gibi insanın içini ferahlatan âyetleri okuduğu zaman da sevinçten uçacakmış gibi olmalıdır! Yüce Allah’ın Sıfatları ve İsimleri geçtiğinde, O’nun yüceliği karşısında boyun eğip küçülmeli ve azametini düşünerek hürmetle eğilmeli! Kâfirlerin Allah’ın şanına hiç yakışmayacak yakıştırmalarda bulundukları, yani O’nun oğlu veya eşi olduğu gibi ifadeleri okurken sesini alçaltmalı ve onların bu çirkin sözlerinden ötürü utanarak içinden büyük bir rahatsızlık duymalı! Cennetin anlatıldığı âyetlerde ise oraya gönülden bir heves ve özlem duymalı! Cehennemin anlatıldığı yerlerde de korkudan bütün organları tir tir titremelidir!

Şu gibi âyetler, kişiyi Kur’ân’ı hikâye okur gibi okumaktan kurtarır: Eğer Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım! (En’âm, 6/15) Kişi eğer bu âyeti okuduktan sonra ürpermiyorsa, o Kur’ân değil, hikâye okuyor demektir.

Ey Rabbimiz! Sadece Sana güveniyor, içtenlikle yalnız Sana yöneliyoruz, dönüş de ancak Sanadır! (Mümtehine, 60/4) Bu âyeti okuduğunda kişinin içinden Allah’a tevekkül etmek, O’na güvenip dayanmak gelmiyor, O’na döneceğini hatırlamıyorsa, o da (Kur’ân değil) hikâye okuyordur.

Bize verdiğiniz her türlü eza ve cefaya sabredeceğiz! (İbrahim, 14/12) Bu âyeti okuduktan sonra sabrı veya direnci artıyorsa, işte o kişi Kur’ân okumanın hazzını tadıyor demektir. Kim Kur’ân’ı bu şekilde okumuyor ve gönlünde bu mânevî halleri yaşamıyorsa, onun Kur’ân’dan bütün nasibi, dilini oynatmaktan ve Allah’ın şu âyetlerde ifade ettiği lâneti üzerine çekmekten ibarettir: Bilin ki Allah’ın lâneti zalimleredir! (Hûd, 11/18)

Kur’an’ı En Güzel Okuyan Kimdir?

Kur’ân’ı en güzel okuyan kimseler, okuduklarını duyduğunda Allah korkusunun onları sarmış olduğunu gördüğün kimselerdir! (İbn Mâce)

Demek ki dil okur, akıl anlar ve kalp öğüt alıp uygular.

Ayetlerle Manen Kanatlanıp Yükselme

Bundan kastım, bir kimsenin Allah Kelâmını kendi ağzından değil de bizzat Allah Teâlâdan duyuyormuş gibi okumasıdır.

Bu tür bir okumanın da üç derecesi vardır:

Birinci derece, kulun Kur’ân’ı sanki Allah’ın huzurun daymış, O’nun tarafından görülüp dinleniyormuş gibi okumasıdır. Bu durumda kul, Allah’tan dilekte bulunan, Allah’a hamd eden, âcizliğinin bilincinde olan ve yalvarıp yakaran kimse durumundadır.

İkinci derece, kalben Allah’ın kendisini gördüğünü, lütuflarıyla kendisine hitap ettiğini, nimet ve bağışlarıyla yücelttiğini hissetmesidir. Kulun bu durumdaki mânevî hali, utanma, ululama, dinleme ve anlama halidir.

Üçüncü derece, vahyedilen Kelâmda onu Vahyedeni ve vahyedilen kelimelerde O’nun Sıfatlarını görmektir. O yüzden Kur’ân okuyan kişinin dikkati, ne kendisinin, ne okuduklarının, ne de okuduğu âyetlerde dile getirilen nimetlerin kendisine yönelik olduğunun üzerinde olma lıdır! Tam aksine bütün dikkatini Vahyedene, Konuşan Allah’a vermelidir! Bütün düşüncesini O’nun üzerinde toplamalıdır. Sadece ve sadece O’nu müşahede ediyormuş, O’nu gözlemliyormuş gibi davranmalıdır.

İşte buna Allah’a yakınlaşanların/mukarrebîn derecesi (Vâkia, 56/88) denir. İlk iki derece ise, bahtiyar kulların ashâbü’l-yemîn (Vâkia, 56/90) derecesidir. Bu üç derecenin dışındakilere gelince, onlar Allah’a karşı duyarsız (gâfil) kimselerdir.

Hz. Osman ibn Affân ile Hz. Huzeyfe ibn Yemân şöyle demişlerdir: İnsanların kalpleri tertemiz olsa, Kur’ân okumaya hiç doyamazlar!

Onlar bu sözleriyle elbette, kalplerin o temizliğinin insana, Kelâmın Sahibini Kelâmı aracılığıyla görüyormuş gibi bir makama yükselme imkânı vereceğini belirtmek istiyorlardı.

Kul, O’ndan gayrısını bırakıp sadece Kelâm Sahibini görüyormuşçasına hareket etmekle şu âyetlerde tarif edilen bir kimliğe kavuşur: Hepiniz Allah’a koşun! (Zâriyât, 51/50) Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin! (Zâriyât, 51/51)

Her şeyde O’nu görmeyen, O’ndan başkasını görüyor demektir! O yüzden de, kul Allah’tan başka bir şeye yöneldiği her seferinde, gizli bir şirke düşer (başka bir varlığı Allah’a ortak etmiş olur).

Elbette, en saf tevhid inancı (Allah’ın bir ve tek otorite olduğuna iman), her şeyde Allah’tan gayrısını görmemektir.

Kendini Aklamaktan Kaçınmak

Kur’ân okuyan kimsenin, kendi benliğinden (egosundan), kendini bir şey sanmaktan ve kendini temize çıkarıp yapıp ettiklerinde hoşnut olmak gibi duygulardan uzaklaşması gerekir.

Kur’ân okuyan kimsenin, kendini beğendiği, nefsinden hoşnut olduğu her seferinde, kalbi körleşir ve perdelenir. Nefsini yenip aşmayı başardığı her seferinde de, Kur’ân okurken Allah’ı gözleriyle görür gibi olur ve kendisine gayb âleminin sırları açılır.

Kur’an’ı anlama yolunda gayret bizden başarı Allah’tandır!