Kur’an’ın Peygamber Efendimiz(sav) Tarafından Yazılmadığının Delilleri Nelerdir?

Yaşadığımız uçsuz bucaksız kâinatta insanoğlunu rehbersiz bırakmayan, yol gösterici olarak hem kitap hem de peygamber gönderen Allah azze ve celle aynı zamanda gönderdiği kitap ve peygamberleri tasdik edici, doğrulayıcı deliller ve mucizeler göndermiştir.

İnsanları şüphelerden kurtarıp kâmil ve güçlü bir imana ulaşmalarını sağlayacak, kıyamet günü söyleyebileceği hiçbir haklı mazereti olmaması için İslam dini birtakım delillere sahip olmalıydı. Onun için delillerin bir kısmı herkesin anlayabileceği hatta görebileceği kadar açık iken, bir kısmı ise ilim ve tefekkür ehlinin anlayabileceği şekilde gelmiştir.

Kur’an’ı Kerim, insanların ve cinlerin boy ölçüşebileceği sözcüklerden ve cümlelerden ibaret değildir ki, bir benzerini ortaya koyabilsinler. Kur’an, yüce Allah’ın diğer yarattıkları gibi insanların bir benzerini yapmaktan aciz kaldığı bir şaheserdir.

Kur’an, yol gösterdiği tüm insanlara her konuda kesin olarak en doğruyu gösteren, eksiksiz bir hayat sistemidir. Ayrıca insanın tüm durum ve evrelerinde onun iç dünyasına yön veren, insan topluluklarına egemen olan fıtrat yasalarını göz önünde bulunduran bir sistemdir. Bu nedenle Kur’an aslında hem bireyin iç dünyasını hem de en karmaşık toplumları bütün ile uyum sağlayan kanunlar ile tedavi eden bir sistemdir. Bu tedavi her yönden fıtrata uygun bir tedavidir.

İnsanlığa, toplumlara ve bilime yön veren, mükemmel bir belağata sahip olan Kur’an’ı Kerim’in her ne kadar Allah’ın Rasulü olsa da bir beşer olan Peygamber Efendimiz(sav) tarafından yazılmış olmayacağına dair birçok delil vardır.

Kur’an’ı Kerim Gelecekten Haber Verir

Kur’an gelecekten haber verir, verilen bu haberlerin bir kısmı çıkmıştır;

  • “Rumlar yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Fakat onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip gelecekler. Önce olduğu gibi sonra da Allah’ın dediği olur. O gün müminler Allah’ın yardımı sebebiyle sevinecekler. O dilediğini muzaffer kılar. O çok güçlüdür, engin merhamet sahibidir.” (Rum, 2-5)

Allah, Rum Suresi’nde, Rumlarla İranlıların yapacağı savaşta Rumların galip geleceğini bildirmiş ve tarihte bir süre sonra tekrar Rumlar galip gelmiştir.

  • “Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler.” (Yunus, 92)

Allah bu ayette Hz. Musa’ya uyanların denizin yarılması ile kurtulduklarını, Firavun ve askerlerinin suda boğulduklarını ancak Firavun’un cesedini çürümekten koruyacağını bildirmiştir. Hz. Musa’dan yüzyıllar sonra 20.yy’da Kızıldeniz’in ortasında Firavun’un cesedi secde halinde bulunmuştur. Şu an Londra British Müzesinde sergilenmektedir.

  • “Muhakkak ki âhiret (gelecek günler) senin için dünyadan daha hayırlıdır.” (Duha, 4)
  • “Senin şânını yükseltmedik mi?” (İnşirah, 4)

Duha Suresi’nde geçtiği üzere Allah Rasulü, zorlu ve sıkıntılı günlerden sonra gelen günler daha güzel oldu. İnşirah Suresi’ndeki ayet geldiği zaman ise Müslümanlar sadece 3-4 kişi idiler ve Allah, Efendimiz(sav)’e şanını yücelteceğini, ismini bütün dünyaya duyuracağını bildirmiş ve zamanla Efendimiz(sav)’in şanını yüceltmiştir. Bugün bütün dünyada “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü” denilmektedir. Bu, Peygamberimiz’in şanının yüceltildiğini göstermektedir.

  • “Ebu Leheb’in elleri kurudu (kırıldı) kendi de helâk oldu.” (Tebbet,1)  

Bu âyet hem bir beddua hem de gelecekten haber vermekte idi. Geçmiş zaman ifadesi ile gelmiş olması, işin kesin olacağını ifade etmek içindi. Âyette ellerin kuruması veya kırılması mecâzen kullanılmış ve bununla Ebu Leheb’in mağlup bir şekilde ve kötü bir ölümle öleceği kastedilmişti. Bu sûrenin inişinden 7-8 sene sonra Bedir Savaşı gerçekleşti ve bu savaşta Ebu Cehil gibi Mekke’nin önde gelenlerinden ve Ebu Leheb’in İslam’a düşmanlıkta ileri giden arkadaşlarından birçoğu öldü.

Bu büyük hezimetin haberi Mekke’ye ulaşınca Ebu Leheb öyle bir kriz geçirdi ki ancak yedi gün yaşayabildi. Ölümü çok korkunç olmuş, öldürücü sivilce (püstül) hastalığına yakalanmıştı. Ailesi kendisini terk etti. O hastalığın kendilerine geçmesinden korkuyorlardı. Öldükten sonra üç gün kimse cesedine yaklaşamadı. Nihayet ceset bozuldu ve kokusu her tarafa yayıldı. Herkes Ebu Leheb’in oğullarıyla alay edince birkaç zenci kiralayıp cesedi kaldırdılar. Zenciler bir çukur kazıp değneklerle cesedi çukura attılar ve üzerini kapattılar. Kur’ân’ın verdiği gaybî haber açıkça gerçekleşmiş oldu.

Kur’ân böyle haber verdikten sonra iman etmiş olsa ya da iğrenç bir şekilde ölmemiş olsaydı, Kur’ân’ın Kelâmullah olduğundan bazıları şüphe edebilirdi ama ne Kur’ân’ın bir kimse hakkında buna benzer bir ifade kullandığı halde o kimsenin sonradan iman ettiği, ne de sonradan iman edecek olan kimseler hakkında Kur’ân’ın böyle bir ifade kullandığı görülmemiştir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim herkesin sonunu bilen, gaybı bilen Allah (c.c)’tandır.

N.Koperning 1540’lı yıllarda dünyanın döndüğünü savunmuş, Galileo Galilei 1610’lu yıllarda teleskopuyla yaptığı bir araştırmada gökyüzünü taramış ve Koperning’in de görüşlerinden yararlanarak dünyanın döndüğünü dile getirmiş ardından açıklaması suç sayılarak mahkemeye çıkarılmış ve sonunda zorla dünyanın döndüğü söyleminden vazgeçmesi için itirafname imzalatılmış fakat mahkemeden çıktığı anda “dünya yine de dönüyor” demiştir.

Batı’da durum böyle iken İslâm aleminde 1200’lü yıllarda ‘Ömer Hayyam’ dünyanın güneş etrafında döndüğünü söylemiş. En önemlisi ise Kur’an asırlar öncesinde 600’lü yıllarda Neml Suresi, 88.ayette: “Sen dağları görürsün de onları (yerlerinde) donmuş sanırsın, oysa onlar, bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu) Her şeyi gayet iyi yapan Allah’ın sanatıdır” buyrulmaktadır. Dağların hareket etmesi; dünyanın hareket etmesi demektir. Çünkü dağların bulutlar gibi hareket etmediğini gözlerimizle görebildiğimize göre ayette kastedilen dağların üzerinde bulunduğu, dünyanın hareketidir.

Yasin Suresi, 28. Ayette de: “Güneş de kendisi için (tesbit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah’ın takdiridir.” buyrulmaktadır. Gece ve gündüzün ard arda gelmesi dünyanın döndüğüne işarettir. Çünkü gece ve gündüz dünyanın dönmesi ile oluşur. Dünya dönmeseydi gece gündüzü geçebilir, belirli bir düzen olmaz, daima gece veya daima gündüz olabilirdi.

Zümer Sûresi’nde: “Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine doluyor, gündüzü gecenin üzerine doluyor” buyrulur. Gecenin gündüz üzerine, gündüzün gece üzerine dolanması dünya ancak yuvarlak olduğunda mümkün olabilir. Çünkü bir şeyin bir şey üzerine dolanması o şey yuvarlak olduğunda mümkün olabilir. Gökler ve yer doğru bir nizam ve mizan (denge) ile yaratılmış olduğundan denge bozulmamaktadır. Dengenin bozulmaması ayette buyrulduğu gibi “hak ile yaratıldığı”nın delilidir. Ayet açıkça ‘dünya yuvarlaktır’ dememiş fakat düşünen bir insanın dünyanın yuvarlaklığını anlayabileceği bir ifade tarzı seçmiştir.  

Kur’an’ı Kerim 1400 Yıldır Meydan Okuyor

Peygamber Efendimiz(sav), Kur’an’dan ayetleri ilk okuduğunda bütün Mekkeli müşrikler şaşırmış, Kur’an’ın hem belagatına hem fesahatına hayran kalmışlardı. Hepsi de hakikati yalanlamak uğruna Kur’an’ı Peygamber Efendimiz’in yazdığını söylediler. Fakat o dönemde Arabistan’da şiir oldukça yaygındı, yarışmalar düzenleniyor ve şiir alanında en güzeller seçilip Kâbe’nin duvarına asılıyordu fakat kısa bir süre sonra en güzel, beğenilen şiir bile zamanla eskiyor, unutuluyor, insanların üzerindeki tesirini kaybediyordu. Kur’an’ı Kerim’i bir insan yazsaydı elbette zamanla etkisi kalmaz insanlar üzerinde artık tesir etmezdi fakat Allah katından, ilahi kaynaktan olduğunun delili olarak asla eskimeden insanları her yüzyılda etkiliyor olmasıdır.

Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur’an)’den şüphe içindeyseniz, o zaman, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın.” (Bakara, 23)

Mekkeli müşrikler dahi Kur’an’ın bir benzerini meydana getiremediler. Çünkü Kur’an Allah katındandır.

Peygamber Efendimiz(sav)’i susturmak için aralarında mal toplayıp onu zengin yapma, en güzel kadınlarla evlendirme ve onu kralları yapma tekliflerinde bulunan Utbe b. Rebîa’ya Allah Rasulü Fussilet Suresini okumuş ve Utbe’nin yüzü değişmiş, ruh halinde birtakım değişiklikler meydana gelmişti. Utbe daha fazla etkilenmek istemedi ve Allah Rasulü’ne: “Akrabalık bağı aşkına dur, daha fazla söyleme” dedi ve hemen arkadaşlarının yanına gitti. Utbe B. Rebiayı gören diğer müşrikler “Utbe gittiğinden daha farklı dönüyor” dediler, Utbe yanlarına gelince hemen ne olduğunu sordular. Utbe’nin cevabı Kur’an’ın insanları kendisine hayran bıraktırdığına işarettir: “Vallahi ben öyle bir söz işittim ki onun benzerini şimdiye kadar asla işitmemiştim. O ne bir şiir ne kehanet ne de başka bir şeydir. Muhammed’den işittiğim söz bir gün mutlaka meydana gelecektir şayet Araplar bunu yok ederse kurtulmuş olurlar, fakat o söz Araplara galip gelirse onun hükümranlığı sizin hükümranlığınız, onun şerefi sizin şerefinizdir ve böylece siz insanların en mutluları olursunuz” dedi. Mekkeli müşrikler ise hayretler içerisinde Utbeye büyülenmiş olduğunu söylediler. Fakat gerçek Kur’an’ın mucizevi ve Allah katından oluşudur.

  • KUR’AN ESKİMEZ ÇAĞLAR ÜSTÜDÜR

Kur’an’dan başka 1400 yıl boyunca bir harfi dahi değişmeden, bozulmadan muhafaza edilen hiçbir kitap yoktur. İnsanların yazdığı kitaplar eskir, zaman değiştikçe kitabın bir önemi kalmaz. Fakat Kur’an her çağa uygundur, eskimez ve değiştirilmemiştir. Diğer kitaplar öyle değildir, mesela günümüzde Hristiyanların elinde, birbirlerinden farklı ve zıt hükümleri bulunan İncil mevcut. Kur’an hangi asırda bulunursa bulunsun, hangi ülkede olursa olsun aynıdır. Asırlar farklıyla bile Mısır’da bir nüsha, Fransa’da bir nüsha dünyanın başka bir yerinde bir nüsha bulunursa bulunsun hepsi de aynıdır, hiçbir kelimesi değişmemiştir. Bütün kutsal kitaplar insanlar tarafından tahrif olmuş fakat Kur’an bu durumdan müstesnadır.

  • 600 SAYFALIK EZBER

Kur’an gibi 600 sayfa olmasına rağmen kolaylıkla ezberlenebilecek başka bir kitap yoktur. Normal zekalı bir insan tarafından bile iki yıl veya daha kısa bir sürede kelime kelime, sayfa sayfa ezberlenebilecek başka bir kitap yoktur. Hiçbir insan ürünü olan kitap bu şekilde kolaylıkla ezberlenemez.

  • YENİ BİR NESİL MEYDANA GETİRMİŞ, İNKILAP GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR

Peygamber Efendimiz’e ilahi vahiy gelmeden önce Arap yarımadasında cahiliye hakimdi. Cahiliye döneminde kız çocukları diri diri toprağa gömülür, kadına değer verilmez, insanlar Allah’tan başka kendilerinin helvadan yapmış oldukları putlara tapıyorlardı. İlahi kaynaktan yoksun, Allah’tan uzak, haramlarla ve Allah’ın rızasının olmadığı hükümlerle dolu bir dönemde Allah Rasulü’ne peygamberlik verildi ve insanlar düzelmeye başladı. Kur’an kızını diri diri toprağa gömen Ömer’i, Hz.Ömer yaparak ona değer verdi. Kur’an insanlara adaletli olmayı, kul hakkına saygı göstermeyi, Allah’ın rızasını kazanmayı yanlış işlerden yüz çevirmeyi öğretti. Kur’an yeryüzünde inkılap gerçekleştirdi. Kur’an’dan başka hiçbir kitap böyle bir Ashab meydana getirmedi.