Sünnet Nedir? Sünnet ve İslam Hukukundaki Yeri

Lügatte sünnet , övülen ya da yerilen yol demektir. Bu anlamda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Kim iyi bir yol açarsa, ona bu yaptığının ve kıyamet gününe kadar onunla amel edecek olanların sevabı vardır. Kim de kötü bir yol açarsa, ona bu yaptığının ve kıyamet gününe kadar onunla amel edecek olanların günahı vardır.”

Müslim, Zekât, 69

“Kuşkusuz siz, sizden öncekilerin yolunu karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz.” (Buhâri, Enbiyâ 50; Müslim, İlim 6)

Muhaddislerin ıstılahında sünnet, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinden önce veya sonra, ondan rivayet edilen söz, fill, takrir ya da yaratılış, ahlak ve yaşam tarzına ait özelliklerdir. (Kavâidu’t-Tahdis, s. 35-38) Böylelikle sünnet, bazılarına göre hadis ile eş anlamlıdır.

Usûl âlimlerinin ıstılahına göre sünnet, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den nakledilen söz, fiil ve takrirlerdir.

Sözlü sünnete örnek, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hükümler koyması ile ilgili, çeşitli vesilelerle söylediği sözlerdir. “Ameller, ancak niyetlere göredir” (Buhari, Bed’u’l-Vahy 1) ve “Alıcı ile satıcı, birbirlerinden ayrılmadıkça (alışverişte) muhayyerdirler” (Buhari, Büyû’ 19; Müslim, Büyû’ 43) sözleri gibi.

Fiilî sünnete örnek, sahabenin, namazların kılınışı, hac ibadeti, orucun adabı, şahit ve yeminle hüküm verme gibi ibadet ve diğer konularda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den naklettikleri fiillerdir.

Takriri sünnet ise, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, ashabından bazılarının yaptığı fiiller karşısında, razı olduğuna işaret eder şekilde susması veya onları güzel bulduğunu ve onayladığını ifade etmesidir:

Birincisine (yani susmasına) örnek: Kurayzaoğulları gazvesinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, ikindi namazı konusunda ashabının ictihadını onaylaması. Onlara “Kurayzaoğulları’na varıncaya kadar hiçbiriniz ikindi namazını kılmasın!” buyurunca, sahabilerden bazıları, bu yasağı gerçek manada anlamışlar ve ikindi namazını, güneş batıncaya kadar geciktirmişlerdi. Bazıları bu sözdeki maksadı, sahabeyi hızlı hareket etmeye teşvik olarak anlamış ve ikindi namazını vaktinde kılmışlardır. Her iki grubun yaptıkları kendisine ulaştığında Hz. Peygamber, onları ayıplamamış, yaptıklarını kabul edip takrir etmiştir.

İkincisine örnek: Rivayet edildiğine göre, Hâlid b. Velid radıyallahu anh Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e takdim edilen kelerden, Hz. Peygamber yemediği halde yedi. Bunun üzerine sahabilerden bazıları “Ey Allah’ın Rasûlü! Yoksa onu yemek haram mı kılındı?” diye sordular. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Hayır, ancak o, kavmimin topraklarında bulunmadığından beni tiksindiriyor” buyurdu.

Yine usulcülere göre sünnet, ister Kur’an’da zikredilsin, ister Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet edilsin, isterse de Kur’an’n toplanması ve insanları tek bir lehçe üzere Kur’an’ı okumaya yönlendirme ve divanların tedvini gibi sahabenin ictihad ettiği konularda olsun, bazen şer’i bir delilin işaret ettiği şeyler için de kullanılır. Bunun karşıtı, “bid’at”tır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisi de bu manadadır: “Sünnetime ve benden sonra râşid halifelerin sünnetine sarılın.” (Şátibi, el-Muvafakat, IV, 6)

Fakihlerin ıstılahında sünnet, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den geldiği kesin olan, farz ve gerekliliğe işaret etmeyen şeylerdir. Ahkâm-ı hamse’den vacip ve diğerlerine karşılık gelir. Fakihler bazen sünneti, bid’ata karşılık da kullanırlar. Onların, “Sünnete göre talak böyledir, bid’ata göre talak şöyledir” sözü, buna örnektir.

Istılahtaki bu ihtilafın nedeni, ilim ehlinden her grubun kastettikleri maksatların farklılığından kaynaklanmaktadır.

  • Hadis âlimleri, Allah’ın bizim için örnek ve rehber olduğunu haber verdiği, yol gösterici ve önderimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hakkında araştırma yaparlar. Onlar, şer’î bir hüküm koysun veya koymasın, yaşam tarzı, ahlak, şemâil, haber, söz ve fiillerden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile ilişkili her şeyi naklederler.
  • Usûl âlimleri de sadece kendisinden sonraki müctehidler için kurallar koyan, insanlara hayat ilkelerini açıklayan hüküm koyucu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i araştırırlar. O’nun hüküm koyan ve hükümleri onaylayan sözleri, fiilleri ve takrirleriyle ilgilenirler.
  • Fıkıh âlimleri ise fiilleri mutlaka herhangi bir şer’i hükme delalet eden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i araştırırlar. Yine onlar, dinin, kulların fiilleri hakkındaki farz, haram, mübah ya da diğer hükümlerini araştırırlar.

Her ne kadar, muhaddislerin ilgilendiği, genel anlamda tarihî açıdan sünnetin ispat edilmesine yönelsek de biz burada “sünnet” ile usûlcülerin kastettiğini ifade ediyoruz. Çünkü -onların tarifiyle- sünnet, delil olma yönü ve hüküm koymadaki yeri araştırılan sünnettir.

Kaynak: Sünnet ve İslam Hukukundaki Yeri, Prof. Dr. Mustafa es-Sibâi, Beka Yayıncılık, 2019